Avrupa Birliği ülkeleri, önümüzdeki hafta yapılacak liderler zirvesi öncesinde, Birliğin uzun vadeli bütçesinde 100 ila 200 milyar euroluk bir küçülmeyle karşı karşıya. İrlanda'nın önerisiyle başlayacak müzakereler, üye devletler arasında zorlu bir pazarlık sürecini başlatacak. Bu gelişme, AB'nin çok yıllı mali çerçevesinin (MFF) geleceği açısından kritik bir dönemeç olarak değerlendiriliyor.
Bütçe görüşmelerinin arka planı
Avrupa Birliği'nin 2021-2027 dönemi için planlanan bütçesi, Kovid-19 salgını sonrası ekonomik toparlanma fonu ve yeni öncelikler nedeniyle zaten baskı altındaydı. Ancak son dönemde ortaya çıkan yeni ihtiyaçlar, mevcut kaynakların yetersiz kalacağını gösteriyor. İrlanda'nın önerisi, bu baskıyı resmi olarak gündeme taşıyor.
Avrupa Komisyonu'nun önerdiği bütçe, üye devletlerin ekonomik büyüklüklerine göre hesaplanan katkılarla finanse ediliyor. Ancak Birleşik Krallık'ın AB'den ayrılması (Brexit) sonrasında oluşan mali boşluk, pandemi sonrası toparlanma fonu ve Ukrayna'ya yapılan yardımlar, bütçe üzerinde ek yük oluşturdu. İrlanda'nın önerisi, bu yüklerin bir kısmının üye devletler tarafından karşılanması yerine, bütçenin küçültülmesi yönünde bir adım olarak yorumlanıyor.
Önümüzdeki hafta yapılacak liderler zirvesi, bu önerinin detaylarının tartışılacağı ilk resmi platform olacak. Zirvede, özellikle net katkıcı ülkeler (Almanya, Fransa, Hollanda, İsveç, Avusturya gibi) ile fon alıcısı ülkeler (Polonya, Macaristan, Yunanistan, Portekiz gibi) arasında ciddi görüş ayrılıkları yaşanması bekleniyor. İrlanda'nın önerisi, aslında bu iki grup arasında bir denge arayışı olarak da okunabilir; ancak 100-200 milyar euroluk bir kesinti, Birliğin ortak politikalarını (tarım, bölgesel kalkınma, araştırma, iklim) ciddi şekilde etkileyecek.
Bölgesel ve küresel boyut
Avrupa Birliği'nin bütçesi, sadece üye devletler için değil, aynı zamanda Birliğin küresel aktör olarak etkinliği için de hayati önem taşıyor. AB, bütçesi aracılığıyla komşu ülkelere mali yardım, kalkınma yardımları, insani yardım ve iklim finansmanı sağlıyor. 100-200 milyar euroluk bir kesinti, AB'nin bu alanlardaki taahhütlerini yerine getirmesini zorlaştırabilir. Özellikle Ukrayna'ya yapılan askeri ve mali yardımlar, Batı Balkanlar'daki istikrar çabaları ve Afrika'ya yönelik kalkınma projeleri bu kesintiden olumsuz etkilenebilir.
Küresel ölçekte ise, AB'nin bütçe kısıtlaması, Çin ve Rusya gibi aktörlerin nüfuz alanlarını genişletmesine zemin hazırlayabilir. AB, son yıllarda "küresel geçit" (Global Gateway) gibi girişimlerle altyapı yatırımlarında alternatif bir model sunmaya çalışıyordu. Bütçe kesintileri, bu girişimin etkisini azaltabilir. Ayrıca, AB'nin 2050 karbon nötr hedefi doğrultusunda yapacağı yeşil dönüşüm yatırımları da bu kesintiden payını alabilir.
Öte yandan, bütçe müzakereleri, AB içindeki güç dengelerini de yansıtacak. Net katkıcı ülkeler, daha fazla tasarruf ve daha az harcama talep ederken; fon alıcısı ülkeler, mevcut fonların korunmasını istiyor. Bu gerilim, AB'nin karar alma mekanizmasının ne kadar işlevsel olduğunu da test edecek. İrlanda'nın önerisi, bu dengeyi değiştirebilecek bir hamle olarak görülüyor.
Zirvede ayrıca, yeni kaynak yaratma yolları da tartışılacak. Örneğin, karbon sınır düzenlemesi, dijital vergi veya plastik atık vergisi gibi yeni gelir kaynakları gündeme gelebilir. Ancak bu tür yenilikçi kaynaklar, üye devletlerin egemenlik haklarına müdahale olarak algılanabiliyor ve uzlaşma sağlanması zor olabiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB'nin bütçe kesintisi, Türkiye'yi doğrudan etkileyebilecek dolaylı sonuçlar doğurabilir. Türkiye, AB'ye aday ülke olarak Katılım Öncesi Mali Yardım (IPA) fonlarından yararlanıyor. Bütçenin küçülmesi, bu fonların azalması anlamına gelebilir ve Türkiye'deki sivil toplum, altyapı ve uyum projeleri olumsuz etkilenebilir. Ayrıca, AB'nin Ukrayna'ya yaptığı yardımlar ve Batı Balkanlar'a yönelik fonlar, Türkiye'nin bölgesel denge açısından önemini artırabilir; zira AB'nin mali taahhütlerindeki azalma, Türkiye'nin bölgedeki insani ve kalkınma yardımlarındaki rolünü daha kritik hale getirebilir. Ekonomik olarak ise, AB'deki mali daralma, Türkiye'nin en büyük ticaret ortağı olan AB ile ticari ilişkilerini yavaşlatabilir. Türkiye, bu süreçte AB ile ilişkilerini çeşitlendirerek ve kendi bölgesel fonlarını gözden geçirerek pozisyon alabilir.