Avrupa Birliği (AB), Ukrayna ile resmi üyelik müzakerelerine başlama kararı aldı. Bu karar, Macaristan’ın yeni liderliğinin Ukrayna’nın katılım sürecine yönelik veto tehdidini geri çekmesiyle mümkün oldu. AB Konseyi Başkanı Charles Michel, kararın tarihi bir adım olduğunu belirterek, “Ukrayna’nın yeri Avrupa Birliği’dir” ifadelerini kullandı. Müzakerelerin ilk aşaması, aday ülkenin AB müktesebatına uyumunu değerlendirecek olan tarama süreciyle başlayacak.
Maceradan müzakerelere: Ukrayna’nın AB yolculuğu
Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı işgal harekatının ardından Ukrayna, acil olarak AB üyelik başvurusunda bulunmuştu. Haziran 2022’de aday ülke statüsü alan Ukrayna, Aralık 2023’te AB liderleri tarafından müzakerelerin başlatılması yönünde siyasi irade beyan edilmesine rağmen, Macaristan’ın vetosuyla karşı karşıya kalmıştı.
Budapeşte yönetimi, Ukrayna’nın Macar azınlığa yönelik eğitim ve dil hakları konusundaki düzenlemelerini gerekçe göstererek müzakerelerin başlatılmasını engelliyordu. Ancak Macaristan’da Mart 2024’te yapılan seçimlerin ardından göreve gelen yeni başbakan, Ukrayna ile ilişkileri normalleştirme sinyali verdi. Son haftalarda iki ülke arasında yapılan diplomatik temaslar ve Ukrayna’nın azınlık haklarına ilişkin yasal düzenlemelerde yaptığı değişiklikler, Macaristan’ın veto pozisyonunu değiştirmesinde etkili oldu.
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, kararın Ukrayna’nın reform çabalarının bir ödülü olduğunu vurguladı. Von der Leyen, “Ukrayna, savaşın ortasında bile demokratik kurumlarını güçlendirdi, yolsuzlukla mücadelede ilerleme kaydetti ve ekonomisini Avrupa standartlarına uygun hale getirdi” dedi. Müzakere sürecinin uzun yıllar sürmesi bekleniyor; AB’ye en son katılan Hırvatistan’ın müzakereleri 8 yıl sürmüştü.
Bölgesel ve küresel boyut: Rusya’nın stratejik yenilgisi
Ukrayna’nın AB ile üyelik müzakerelerine başlaması, yalnızca iki taraf arasındaki ilişkilerde değil, aynı zamanda Avrupa güvenlik mimarisinde de önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Moskova yönetimi, Ukrayna’nın Batı kurumlarıyla entegrasyonunu kendi güvenlik çıkarlarına doğrudan tehdit olarak gördüğünü defalarca dile getirmişti. Bu nedenle AB’nin kararı, Rusya’nın Ukrayna üzerindeki etkisinin azalması ve Kiev’in Batı’ya kalıcı olarak bağlanması anlamına geliyor.
Analistler, AB’nin genişleme politikasının Ukrayna kriziyle birlikte yeniden canlandığını belirtiyor. Batı Balkan ülkeleri ve Gürcistan gibi diğer adaylar da sürecin hızlanmasından cesaret buluyor. Ancak AB içinde genişleme yorgunluğu yaşayan ülkeler de mevcut; Fransa ve Hollanda gibi üyeler, yeni katılımların AB’nin karar alma mekanizmalarını zorlaştıracağı endişesini taşıyor. Buna rağmen, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırganlığı, AB’nin jeopolitik bir aktör olarak genişleme politikasını stratejik bir öncelik haline getirdi.
AB’nin Ukrayna’ya sağladığı mali ve askeri destek de müzakere süreciyle birlikte artabilir. 2023 yılında AB, Ukrayna’ya 50 milyar euroluk bir yardım paketini onaylamıştı. Müzakerelerin başlaması, Ukrayna’nın reform sürecini hızlandırması için bir teşvik olacak. Ancak Ukrayna’nın AB üyesi olması için savaşın sona ermesi ve toprak bütünlüğünün sağlanması gibi ön koşullar bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ukrayna’nın AB ile müzakerelere başlaması, Türkiye’nin uzun süredir devam eden AB üyelik süreci açısından dolaylı ama önemli yansımalar taşıyor. Türkiye, 1999’da aday, 2005’te müzakereci statüsü almasına rağmen süreç siyasi engeller nedeniyle fiilen durmuş durumda. AB’nin jeopolitik gerekçelerle Ukrayna’ya kapıları açması, Türkiye’nin üyelik perspektifinin yeniden tartışılmasına yol açabilir. Ancak Türkiye’nin AB ile ilişkileri, Kıbrıs meselesi, demokrasi standartları ve göç politikası gibi konulardaki anlaşmazlıklar nedeniyle farklı bir dinamik taşıyor. Bölgesel olarak, Ukrayna’nın AB entegrasyonu, Karadeniz’deki güç dengelerini etkileyebilir; Türkiye bu bağlamda hem AB hem de Ukrayna ile ilişkilerini stratejik bir çerçevede yürütüyor.