Avrupa Birliği'nin nüfusunun 2029 yılında zirve yapması ve ardından uzun vadeli bir düşüşe geçmesi bekleniyor. Eurostat'ın yayımladığı yeni nüfus projeksiyonlarına göre, AB'nin toplam nüfusu 2029'da yaklaşık 453 milyona ulaşacak, ancak bu tarihten itibaren azalmaya başlayarak 2050'de 447 milyona, 2100'de ise 419 milyona gerileyecek. Bu düşüş, doğurganlık oranlarındaki düşüş ve yaşlanan nüfusun etkisiyle ortaya çıkıyor. Geçtiğimiz on yıllarda göç sayesinde nüfus artışı sağlanmış olsa da, mevcut projeksiyonlar göçün bu düşüşü tam olarak dengeleyemediğini gösteriyor.
Demografik Değişimin Arka Planı
AB'de doğurganlık oranı uzun süredir nüfusun yenilenme seviyesi olan kadın başına 2,1 çocuğun altında seyrediyor. 2022 itibarıyla bu oran 1,46'ya düşmüş durumda. Doğum sayılarındaki azalma, yaşlı nüfusun artmasıyla birleşince nüfusun yaş yapısı önemli ölçüde değişiyor. 2022'de 65 yaş ve üzeri nüfusun payı %21,1 iken, 2050'de %29,4'e, 2100'de ise %31,6'ya yükselmesi bekleniyor. Buna karşın, çalışma çağındaki nüfusun (15-64 yaş) payı %64,4'ten 2050'de %56,2'ye, 2100'de ise %52,3'e gerileyecek. Bu durum, sosyal güvenlik sistemleri, işgücü piyasaları ve kamu maliyesi üzerinde ciddi baskı oluşturma potansiyeli taşıyor.
Doğal nüfus değişimi (doğum eksi ölüm) AB genelinde 2012'den bu yana negatif seyrediyor; yani ölüm sayıları doğumları geçiyor. Geçmişte bu açık, göç yoluyla telafi ediliyordu. Ancak projeksiyonlar, göç akışlarının bugünkü seviyelerde devam etse bile, doğal nüfus azalışını tam olarak kapatamayacağını gösteriyor. Brüt göç akışlarının 2024-2100 döneminde yaklaşık 31 milyon kişi olması beklenirken, doğal nüfus kaybı 34 milyona ulaşacak. Bu da net nüfus değişimini negatif bölgede tutuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Nüfus düşüşü AB ülkeleri arasında farklılık gösterecek. Almanya, İtalya, Polonya, Romanya ve Yunanistan gibi ülkelerde nüfus kaybı daha belirgin olacak. Örneğin, İtalya'nın nüfusunun 2100'de %15-20 arasında azalması beklenirken, Fransa ve İsveç gibi ülkeler daha ılımlı bir düşüş yaşayabilir. Bu eğilim, küresel ölçekte nüfus dinamiğini de etkileyecek. Birleşmiş Milletler verilerine göre dünya nüfusu 2050'lerde 10 milyar civarında zirve yapacak, ancak birçok gelişmiş ülke ve bazı Asya ülkeleri (Çin, Japonya, Güney Kore) bu dönüşümü daha erken deneyimliyor. AB'nin nüfustaki payı azalırken, Afrika ve Güney Asya'nın nüfus hacmi artmaya devam edecek.
Demografik değişim, AB'nin ekonomik rekabet gücü, savunma kapasitesi ve uluslararası arenadaki ağırlığı açısından zorluklar doğuruyor. Yaşlanan nüfus, sağlık ve emeklilik harcamalarını artırırken, işgücü arzındaki daralma üretkenliği ve büyümeyi sınırlayabilir. Göç politikalarının bu duruma çözüm olup olamayacağı tartışılırken, birçok uzman yapay zeka ve otomasyonun etkisini de hesaba katılması gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB'nin nüfus projeksiyonları, Türkiye için hem riskler hem de fırsatlar barındırıyor. AB'nin azalan nüfusu, işgücü açığını kapatmak için daha fazla göçe ihtiyaç duyabileceği anlamına geliyor. Türkiye, AB üyeliği müzakereleri dondurulmuş olsa da, coğrafi yakınlığı ve genç nüfusu sayesinde bu ihtiyaca yanıt verebilir. Ancak Türkiye'nin kendi demografik yapısı da benzer bir eğilim sergiliyor; doğurganlık oranı 2,6'nın altında ve nüfus 2050 sonrası azalmaya başlayacak. Bu nedenle, Türkiye'nin de uzun vadeli demografik dönüşüme hazırlıklı olması ve sosyal güvenlik sistemlerini güçlendirmesi gerekiyor. Öte yandan, AB'nin nüfus kaybı, Türk ihracatına olan talebi etkileyebilir ve iki bölge arasındaki göç dinamiklerini değiştirebilir.