Avrupa Birliği kurumları ve üye ülkelerdeki bazı üniversiteler, Gazze’deki savaşın yol açtığı soykırım iddialarına rağmen İsrail merkezli şirketlere milyarlarca avro değerinde fon sağlamayı sürdürüyor. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşların raporlarında, Gazze’deki saldırıların soykırım niteliği taşıdığı belirtilirken, AB’nin bu ticari ilişkileri eleştirilerin odağında. Özellikle İspanya’daki bazı üniversitelerin İsrail’in savunma ve teknoloji sektörleriyle bağlantılı araştırma işbirlikleri, aktivist grupların tepkisini çekiyor. AB Komisyonu ise anlaşmaların mevcut ticaret ve iş birliği çerçevesinde devam ettiğini, siyasi durumdan bağımsız olduğunu savunuyor.
Soykırım iddiaları gölgesinde ticari ilişkiler
Avrupa Birliği, 2023 yılı itibarıyla İsrail’le ticaret hacmini 40 milyar avronun üzerine çıkardı. AB’nin araştırma ve inovasyon programı Horizon Europe’tan İsrail’e ayrılan fonlar yıllık 200 milyon avroyu buluyor. Bunun yanı sıra, Avrupa Yatırım Bankası (AYB) 2024 yılında İsrail’deki enerji ve teknoloji projelerine 500 milyon avro kredi sağladı. Aktivist gruplar, bu fonların İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarında yerleşim birimlerini genişletmesine ve askeri kapasitesini artırmasına doğrudan katkıda bulunduğunu öne sürüyor. Özellikle İspanya’da Barselona Üniversitesi ve Madrid Complutense Üniversitesi gibi kurumlar, İsrail’in siber güvenlik ve savunma şirketleriyle ortak araştırma projeleri yürütüyor. Bu işbirlikleri, Filistin yanlısı öğrenci gruplarının protestolarına ve akademik boykot çağrılarına yol açmış durumda.
AB resmi olarak İsrail’in Gazze’deki operasyonlarını eleştiren açıklamalar yapsa da, ticari anlaşmalar ve fon akışları kesintiye uğramadı. Avrupa Komisyonu’nun bir sözcüsü, “Üyelik anlaşmalarımız ve ortaklık statümüz gereği İsrail’le ticari ilişkilerimiz devam etmektedir. Finansman kararları, siyasi gelişmelerden bağımsız olarak uzman teknik değerlendirmelere dayanır” dedi. Ancak bu tutum, insan hakları örgütleri tarafından ikiyüzlülük olarak nitelendiriliyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Avrupa direktörü, “AB, bir yandan soykırımı kınarken diğer yandan faillerine milyarlarca avro aktarıyor. Bu, uluslararası hukuka saygının tamamen ihlalidir” ifadelerini kullandı.
Bölgesel ve küresel boyut: Normlar ve çıkarlar çatışması
AB’nin İsrail’le ilişkileri, sadece ticari boyutuyla değil, aynı zamanda jeopolitik stratejiler açısından da kritik önem taşıyor. İsrail, Avrupa için Akdeniz havzasında önemli bir enerji ortağı; Doğu Akdeniz’deki doğal gaz rezervleri AB’nin enerji arz güvenliği planlarında kilit rol oynuyor. Bunun yanı sıra İsrail’in gelişmiş teknoloji sektörü, AB’nin dijital dönüşüm ve yapay zeka hedefleriyle örtüşüyor. Ancak Gazze’deki savaş ve Batı Şeria’daki yerleşim politikaları, AB’nin kendi normatif gücünü sorgulamasına neden oluyor. Bir yandan insan hakları ve uluslararası hukuka bağlılık söylemi, diğer yandan stratejik ortaklık çıkarları arasında sıkışan Brüksel, bu ikilemi henüz çözebilmiş değil.
Küresel düzeyde bakıldığında, AB’nin tutumu diğer aktörlerin de benzer şekilde İsrail’le ilişkilerini sürdürmesine zemin hazırlıyor. ABD, İsrail’e yıllık 3,8 milyar dolar askeri yardım yaparken, Birleşik Krallık, Almanya ve İtalya da silah satışlarını devam ettiriyor. Bu durum, uluslararası toplumun soykırım suçlamalarına rağmen İsrail’i yalnız bırakmadığı izlenimini güçlendiriyor. BM Soykırım Sözleşmesi’nin taraf devletleri olan AB ülkeleri, sözleşmenin 1. maddesi uyarınca soykırımı önleme yükümlülüğü altında. Bu yükümlülük, ticari işbirliklerinin bile sorgulanmasını gerektiriyor. Ancak pratikte, devletlerin çoğu bu tür taahhütleri ikincil öneme sahip olarak görüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze’deki insanlık dramına karşı en sert tepki veren ülkelerden biri. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “İsrail bir terör devletidir” söylemi ve Filistin davasına verdiği güçlü destek, AB’nin ticari ilişkilerini sürdürmesini Ankara için diplomatik açıdan sorunlu hale getiriyor. Türkiye, AB’den İsrail’e yönelik kapsamlı bir silah ambargosu ve ticari yaptırım talep ediyor. Brüksel’in bu konuda somut adım atmaması, Türkiye-AB ilişkilerinde güven bunalımını derinleştirebilir. Ekonomik boyutta ise Türkiye’nin İsrail’le ticareti 7 milyar doları buluyor; ancak Ankara, bu ticaretin Filistin topraklarının işgaline katkı sağlamaması için denetimleri artırma sinyali veriyor. Dolayısıyla, AB’nin mevcut politikası, Türk dış politikasının itiraz ettiği bir çizgide ilerliyor ve bölgesel gerilimleri artırma potansiyeli taşıyor.