Avrupa Birliği, on yıllardır İsrail ile ilişkilerini sadece ticaret, bilim ve güvenlik işbirliği üzerine değil, aynı zamanda insan hakları ve uluslararası hukuk temelinde inşa ettiğini söylüyor. AB-İsrail Ortaklık Anlaşması'nın 2. maddesi, ilişkilerin insan haklarına saygıya dayandığını açıkça belirtiyor. Ancak son dönemde İsrailli yerleşimcilere yönelik yaptırım kararları alınırken, İsrail hükümetine yönelik somut bir baskı mekanizması devreye sokulamıyor. Bu durum, AB'nin İsrail politikasında ikilem yaşadığını gösteriyor.
Yaptırımların sınırlı kapsamı
Avrupa Birliği, 2024 yılında Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik şiddet eylemlerine karışan bazı İsrailli yerleşimcilere yönelik yaptırım kararları aldı. Bu yaptırımlar, varlık dondurma ve seyahat yasağı gibi önlemleri içeriyor. Ancak bu adımlar, yerleşimci şiddetinin arkasındaki siyasi ve kurumsal desteği hedef almıyor. AB yetkilileri, İsrail hükümetinin yerleşim inşaatlarını genişletme politikasını eleştirse de, ticari ve diplomatik ilişkileri etkileyecek daha geniş kapsamlı yaptırımlar konusunda isteksiz davranıyor.
AB-İsrail ilişkileri, özellikle ekonomi ve teknoloji alanında güçlü bağlara sahip. İsrail, AB'nin Akdeniz bölgesindeki önemli ticari ortaklarından biri. Ayrıca bazı AB üye ülkeleri, İsrail ile savunma ve istihbarat işbirliğini sürdürüyor. Bu çıkarlar, AB'nin İsrail'e yönelik daha sert önlemler almasını zorlaştırıyor.
Öte yandan, AB içinde üye ülkeler arasında görüş ayrılıkları bulunuyor. İrlanda, İspanya ve Belçika gibi ülkeler İsrail'e karşı daha eleştirel bir tutum alırken, Almanya, Macaristan ve Çekya gibi ülkeler İsrail ile ilişkileri güçlü tutmaktan yana. Bu bölünme, AB'nin ortak bir politika belirlemesini engelliyor.
Uluslararası hukuk ve siyasi gerçekler
Uluslararası hukuk açısından, İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarındaki yerleşim faaliyetleri yasadışı kabul ediliyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı, yerleşimleri uluslararası hukuka aykırı olarak nitelendiriyor. AB de bu kararı destekliyor. Ancak hukuki pozisyon ile siyasi eylem arasındaki boşluk, AB'nin etkisini azaltıyor.
AB'nin İsrail'e yönelik baskı araçları arasında, Ortaklık Anlaşması'nın 2. maddesini askıya almak gibi seçenekler bulunuyor. Ancak bu tür bir adım, ilişkilerin tamamen kopmasına yol açabileceği için riskli görülüyor. Bunun yerine AB, daha çok bildiri yayınlamak ve sınırlı yaptırımlarla yetiniyor.
İsrail ise, AB'nin eleştirilerine rağmen yerleşim politikasını sürdürüyor. İsrail hükümeti, yerleşimleri güvenlik ve tarihi haklar temelinde savunuyor. Bu tutum, AB'nin ikna çabalarını sonuçsuz bırakıyor.
AB'nin İsrail-Filistin çatışmasındaki rolü, ABD'nin yanında ikincil kalıyor. ABD, İsrail üzerinde daha fazla nüfuza sahip olsa da, o da benzer bir ikilem yaşıyor. Sonuç olarak, uluslararası toplumun İsrail'e yönelik baskısı sınırlı kalıyor ve bölgedeki şiddet döngüsü devam ediyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
AB'nin İsrail karşısındaki tutumu, Orta Doğu'daki dengeleri etkiliyor. Filistin yönetimi, AB'nin daha cesur adımlar atmasını bekliyor. Arap ülkeleri ise AB'nin çifte standart uyguladığını savunuyor. Bu algı, AB'nin bölgedeki itibarını zedeliyor.
Küresel ölçekte, AB'nin insan hakları söylemi ile pratik arasındaki uyumsuzluk, diğer uluslararası aktörler tarafından da eleştiriliyor. Özellikle Rusya ve Çin, AB'nin seçici davrandığını dile getiriyor. Bu durum, liberal düzenin meşruiyetini tartışmaya açıyor.
AB'nin İsrail'e yönelik politikası, aynı zamanda transatlantik ilişkileri de etkiliyor. ABD ile AB arasında İsrail konusunda tam bir uyum olduğu söylenemez. AB, bazen ABD'den daha eleştirel bir ton kullanıyor ancak eyleme geçme konusunda çekingen.
Sonuçta, AB'nin İsrailli yerleşimcilere yönelik yaptırımları, sembolik bir adım olarak kalıyor. İsrail'in politikalarını değiştirmek için daha kapsamlı ve koordineli bir uluslararası baskı gerekiyor. Ancak mevcut koşullarda bu zor görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasını uzun yıllardır destekliyor ve İsrail'in yerleşim politikalarını uluslararası hukuka aykırı olarak nitelendiriyor. AB'nin İsrailli yerleşimcilere yönelik sınırlı yaptırımları, Türkiye'nin beklentilerini karşılamıyor. Türkiye, AB'nin daha cesur ve kapsamlı adımlar atması gerektiğini savunuyor. Öte yandan, AB içindeki bölünmüşlük, Türkiye'nin AB ile İsrail politikası konusunda ortak hareket etme olasılığını azaltıyor. Türkiye, kendi dış politikasında İsrail'e karşı dengeli bir tutum izlerken, bölgesel istikrar için AB'nin etkin bir aktör olmasını istiyor. Ancak AB'nin mevcut tutumu, Türkiye'nin tek başına hareket etme eğilimini güçlendirebilir.