Avrupa Birliği ile İsrail arasında imzalanan ve kişisel verilerin transferini öngören anlaşma, insan hakları örgütleri ve hukuk uzmanları tarafından sert eleştirilere hedef oluyor. Eleştirmenler, anlaşmanın özellikle işgal altındaki Filistin topraklarında yaşayan sivillerin verilerinin kötüye kullanılmasına zemin hazırladığını ve AB’nin kendi veri koruma standartlarıyla çeliştiğini vurguluyor. Bu nedenle, söz konusu anlaşmanın derhal iptal edilmesi gerektiği ifade ediliyor.
Anlaşmanın içeriği ve bağlamı
AB-İsrail veri paylaşım anlaşması, iki taraf arasında yasa uygulama ve güvenlik alanında işbirliğini kolaylaştırmayı amaçlıyor. Ancak, anlaşmanın kapsamı yalnızca Avrupa vatandaşlarının verileriyle sınırlı değil; İsrail’in kontrolündeki bölgelerde yaşayan Filistinlilere ait verileri de içeriyor. Bu durum, verilerin işlenmesi sırasında ayrımcılık ve insan hakları ihlalleri riskini artırıyor. Özellikle, Filistinli bireylerin verilerinin İsrail güvenlik güçleri tarafından kullanılması, uluslararası hukukun ihlal edildiği yönünde ciddi endişelere yol açıyor.
AB’nin Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) gibi katı veri koruma yasaları, kişisel verilerin üçüncü ülkelere aktarılması için sıkı koşullar öngörüyor. Ancak eleştirmenler, İsrail ile yapılan anlaşmanın bu koşulları karşılamadığını, özellikle de İsrail’in veri koruma düzenlemelerinin AB standartlarıyla uyumlu olmadığını belirtiyor. Aynı zamanda, anlaşmanın imzalanmasında şeffaflık eksikliği olduğu ve Avrupa Parlamentosu’nun yeterince bilgilendirilmediği iddia ediliyor.
Filistin toprakları üzerindeki etkisi
Anlaşmanın en çok tartışılan yönlerinden biri, işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze’de yaşayan Filistinlilerin verilerinin nasıl kullanılacağı. İsrail’in bu bölgelerdeki askeri yönetimi, Filistinli nüfusa ait biyometrik veriler dahil kapsamlı veriler topluyor. Bu verilerin AB ile paylaşılması, Filistinlilerin temel haklarını daha da kısıtlayabilir ve gözetim toplumunu derinleştirebilir. İnsan hakları örgütleri, bu tür bir veri transferinin uluslararası hukuka ve dördüncü Cenevre Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu savunuyor.
Öte yandan, AB’nin İsrail’le olan ticari ve siyasi ilişkileri, bu tür anlaşmaları gündeme getiriyor. Ancak, anlaşmanın uygulanması halinde AB’nin kendi değerleriyle çelişeceği ve insan hakları konusundaki güvenilirliğini zedeleyeceği belirtiliyor. Bazı Avrupalı hukukçular, Avrupa Adalet Divanı’nın bu anlaşmayı iptal edebileceğini öngörüyor. Nitekim daha önce Fas ile yapılan tarım anlaşması, Batı Sahra’yı kapsadığı gerekçesiyle mahkeme tarafından iptal edilmişti; benzer bir sürecin bu anlaşma için de yaşanması muhtemel görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, AB’nin Ortadoğu politikasındaki ikilemleri gözler önüne seriyor. Türkiye, Filistin davasına verdiği destekle bilinirken, AB’nin İsrail ile yaptığı bu tür anlaşmalar, Türk kamuoyunda AB’nin çifte standart uyguladığı yönündeki algıyı güçlendirebilir. Türkiye, Avrupa Birliği ile müzakerelerini sürdürürken, AB’nin insan hakları ve hukukun üstünlüğü ilkelerine ne derece bağlı olduğu yakından izleniyor. Bu anlaşma, AB’nin kendi normlarını göz ardı ettiği izlenimi yaratıyor ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgesel aktörlerin AB’ye yönelik güvenini olumsuz etkileyebilir. Öte yandan, Türkiye’nin veri güvenliği konusunda ulusal düzenlemelerini güçlendirmesi, benzer durumlara karşı elini güçlendirebilir.