İngiltere’nin Avrupa Birliği’ne sunduğu gençlik değişim programı teklifi, Brüksel’deki diplomatlar tarafından “başlamadan bitmiş bir girişim” olarak nitelendiriliyor. Taraflar arasındaki temel anlaşmazlık, programa kabul edilecek gençlerin sayısı ve hareketlilik koşulları etrafında şekilleniyor. Brexit sonrası ilişkileri yeniden şekillendirmeyi amaçlayan ‘reset’ müzakerelerinde önemli bir başlık olan bu konu, iki taraf arasındaki güven eksikliğini de gözler önüne seriyor.
Gelişmenin arka planı
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Mayıs 2025’te AB liderleriyle yaptığı görüşmede, gençlik değişim programını Brexit sonrası ilişkilerin “yeni bir sayfa” açması için kilit bir unsur olarak sunmuştu. Ancak AB’nin içişleri ve göçten sorumlu diplomatları, İngiltere’nin önerdiği kontenjan sayısının sembolik düzeyde kaldığını ve mevcut AB içi hareketlilik anlaşmalarıyla kıyaslanamayacağını savunuyor. Brüksel’deki kaynaklar, İngiltere’nin yılda sadece 20 bin genci kapsayan bir program önerdiğini, oysa AB’nin bu sayıyı en az 100 bin olarak talep ettiğini belirtiyor.
İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy ise savunmasında, programın sadece sayısal değil niteliksel olarak da yeni bir başlangıcı temsil ettiğini vurguluyor. Lammy, “Bu sadece bir kontenjan meselesi değil; gençlerimizin birbirlerinin kültürlerini, dillerini ve iş yapma biçimlerini yakından tanımasını sağlayacak kapsamlı bir mekanizma kuruyoruz,” ifadelerini kullandı. Ancak diplomatik çevreler, İngiltere’nin sınır kontrolü endişeleri nedeniyle esnek davranmadığını ve AB’nin de Brexit sonrası adil bir denge sağlanması konusunda ısrarcı olduğunu aktarıyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Gençlik değişim programı anlaşmazlığı, Brexit sonrası ticaret, balıkçılık ve güvenlik konularındaki daha geniş müzakereleri de gölgeleyebilir. Uzmanlar, bu tür teknik bir konunun bile siyasi bir krize dönüşme potansiyeli taşıdığına dikkat çekiyor. Özellikle Almanya ve Fransa, İngiltere’nin AB’den tamamen kopuşunun ardından gençlik programları gibi “yumuşak güç” araçlarının zarar gördüğünü savunarak Londra’ya baskı yapıyor. Öte yandan, Polonya ve Macaristan gibi ülkeler, İngiltere’nin pozisyonuna daha anlayışlı yaklaşıyor; çünkü bu ülkeler kendi işgücü piyasalarında genç işsizlikle mücadele ederken, İngiltere’ye yönelik işçi akışının sınırlandırılmasından rahatsızlık duyuyorlar.
AB Komisyonu yetkilileri, müzakerelerin henüz erken aşamada olduğunu ve tarafların bir uzlaşı bulabileceğini ifade ediyor. Ancak 2025 yılı içinde bir anlaşma sağlanamaması halinde, İngiltere-AB ilişkilerindeki ‘reset’ sürecinin başarısızlıkla sonuçlanabileceği uyarısı yapılıyor. Bu durum, aynı zamanda İngiltere’nin küresel ticaret anlaşmaları ve CPTPP gibi bloklarla entegrasyon çabalarını da olumsuz etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, AB ile vize serbestisi ve gençlik değişim programları konusunda benzer sıkıntılar yaşamaktadır. İngiltere’nin AB ile yaşadığı bu tıkanma, Türkiye’nin AB ile müzakerelerinde elini güçlendirebilecek bir argüman sunuyor: AB’nin, üye olmayan ülkelerle gençlik hareketliliği konusunda esnek olmadığı tezi. Ayrıca Türkiye, İngiltere ile ikili ilişkilerinde Serbest Ticaret Anlaşması’nı güncelleme sürecinde, bu tür teknik konuların siyasi pazarlık konusu haline gelmesini örnek alarak kendi önceliklerini belirleyebilir. Ancak doğrudan bir etki beklenmemeli; zira Türkiye’nin AB ile ilişkileri çok daha karmaşık ve geniş bir çerçeveye sahiptir.