Avrupa Birliği'nin (AB) 2028 sonrası bütçe planlamasında doğal sermayenin korunması, iklim değişikliğiyle mücadelede hayati bir unsur olarak öne çıkıyor. AB işletmelerinin büyük bir kısmı, temiz su kaynakları, verimli topraklar ve böcek tozlaşması gibi ekosistem hizmetlerine doğrudan bağımlı. Climate Home News'te yayımlanan analize göre, Avrupa'nın bir sonraki büyük bütçesinde doğayı göz ardı etmek, uzun vadede hem ekonomik hem de çevresel maliyetleri artıracak. AB Komisyonu'nun 2028-2034 dönemi için hazırladığı Çok Yıllı Mali Çerçeve'de (MFF) doğa temelli çözümlere ayrılan payın artırılması gerektiği vurgulanıyor. Uzmanlar, mevcut bütçenin iklim hedeflerini karşılamada yetersiz kaldığını ve ekosistem hizmetlerinin korunması için ek kaynak ayrılması gerektiğini belirtiyor.
Ekosistem hizmetleri ve ekonomik bağımlılık
AB'deki şirketlerin yüzde 50'sinden fazlası, doğrudan veya dolaylı olarak biyolojik çeşitliliğe ve sağlıklı ekosistemlere bağımlı. Tarım, gıda işleme, ilaç ve turizm gibi sektörler, temiz su, toprak verimliliği ve doğal tozlaşma gibi hizmetler olmadan varlıklarını sürdüremez. Örneğin, Avrupa'daki tarımsal üretimin yüzde 75'i böcek tozlaşmasına bağımlı; bu hizmetin kaybı yıllık 15 milyar avroya varan kayba yol açabilir. Benzer şekilde, temiz su arzının azalması, sanayi ve enerji sektörlerinde maliyetleri artırıyor. AB'nin mevcut bütçesinde doğa korumaya ayrılan pay sadece yüzde 1-2 civarında. Oysa bilim insanları, iklim değişikliğinin ekosistem hizmetlerini tehdit ettiğini ve bu hizmetlerin korunması için yatırımın üç katına çıkarılması gerektiğini söylüyor.
Avrupa Çevre Ajansı'nın raporlarına göre, AB genelinde biyolojik çeşitlilik kaybı endişe verici boyutlara ulaştı. Tarım alanlarının yüzde 60'ında toprak verimliliği azalırken, sulak alanların yarısı yok oldu. Bu durum, sadece çevresel değil, aynı zamanda ekonomik bir krizin habercisi. AB'nin 2021-2027 bütçesinde iklim eylemine ayrılan yüzde 30'luk oran, doğa temelli çözümler için yetersiz kalıyor. Uzmanlar, yeni bütçede doğa korumaya ayrılan payın yüzde 10'a çıkarılmasını ve ekosistem hizmetlerinin değerinin finansal hesaplamalara dahil edilmesini talep ediyor.
Küresel boyut ve Türkiye'ye yansımaları
AB'nin bütçe tercihleri, sadece kıta içinde değil, küresel ölçekte de etkili. AB, dünyanın en büyük ticaret bloku olarak, çevre standartlarını belirlemede öncü rol üstleniyor. Yeni bütçede doğa koruma yatırımlarının artırılması, AB'nin Yeşil Mutabakat ve Avrupa İklim Yasası hedeflerine ulaşmasını sağlayacak. Ayrıca, AB'nin bu adımı, gelişmekte olan ülkelere iklim finansmanı sağlama taahhütlerini de etkileyecek. Özellikle, biyolojik çeşitlilik kaybının küresel ekonomik maliyetinin yılda 5 trilyon dolara ulaştığı düşünülürse, AB'nin yatırımları diğer ülkeler için de örnek teşkil edebilir. Ancak, bütçe müzakerelerinde tarım sübvansiyonları ve fosil yakıt teşvikleri gibi çelişkili alanlar da var; bu da doğa koruma hedeflerinin önünde engel oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB'nin doğa koruma bütçesi kararları, Türkiye'yi doğrudan ilgilendirmese de, küresel iklim politikaları ve ticaret düzenlemeleri üzerinden etkiler yaratıyor. Türkiye, AB ile Gümrük Birliği ve Yeşil Mutabakat uyum sürecinde ekosistem hizmetlerini korumaya yönelik adımlar atmak zorunda kalacak. Özellikle tarım ve gıda sektörü, AB standartlarına uyum için doğa temelli yatırımlara ihtiyaç duyuyor. Öte yandan, Türkiye'nin biyolojik çeşitlilik açısından zengin olması, bu alandaki yatırımları potansiyel bir avantaja dönüştürebilir. AB'nin bütçe öncelikleri, Türkiye'nin iklim finansmanına erişimini ve yeşil dönüşüm hızını da etkileyebilir.