Avrupa Birliği, Brexit sonrası uygulamaya konulan yeni Giriş/Çıkış Sistemi'nin (EES) parmak izi ve yüz tanıma kontrollerini askıya alma çağrılarını reddetti. Yetkililer sistemin “mükemmel olmadığını” kabul ederken, havalimanları ve havayolları yoğun dönemlerde yaşanabilecek uzun gecikmeler konusunda uyarıyor. AB Komisyonu, 20 ‘zorlu nokta’ olarak tanımlanan bölgede iyileştirme çalışmaları yapıldığını ancak sistemin bir bütün olarak yürürlükte kalacağını duyurdu.
Gelişmenin arka planı
Giriş/Çıkış Sistemi (EES), AB dışı yolcuların Schengen bölgesine giriş ve çıkışlarını kayıt altına almak için tasarlandı. Sistem, parmak izi ve yüz tanıma gibi biyometrik verileri toplayarak sınır güvenliğini artırmayı hedefliyor. Brexit sonrası Birleşik Krallık vatandaşları da üçüncü ülke vatandaşı statüsüne geçtiği için bu uygulamadan etkileniyor.
Havalimanları ve havayolları, özellikle yaz ve tatil dönemlerinde büyük kuyruklar ve uçuş gecikmeleri yaşanabileceği gerekçesiyle sistemin ertelenmesini talep etmişti. Ancak AB, sınır güvenliğinin öncelikli olduğunu ve teknik aksaklıkların geçici olduğunu savunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
EES, sadece AB ülkelerini değil, Schengen bölgesiyle bağlantılı olan İsviçre, Norveç, İzlanda ve Lihtenştayn'ı da etkiliyor. Birleşik Krallık vatandaşlarının AB'ye seyahatlerinde yeni bir prosedür başlatılması, iki bölge arasındaki ilişkileri de şekillendiriyor. Londra hükümeti, vatandaşlarının mağduriyet yaşamaması için AB ile görüşmeler yürütüyor. Öte yandan, biyometrik verilerin toplanması veri güvenliği ve mahremiyet tartışmalarını da beraberinde getiriyor. Sivil toplum kuruluşları, bu tür sistemlerin kötüye kullanılabileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türk vatandaşları da Schengen bölgesine seyahatlerinde EES sistemine tabi olacak. Bu durum, özellikle yoğun turizm sezonlarında vize başvuru süreçlerine ek bir prosedür olarak yansıyabilir. Türkiye'nin AB ile vize serbestisi müzakereleri henüz sonuçlanmadığı için, biyometrik kontrollerin sıkılaştırılması Türk seyahatçilerinin mağduriyetini artırabilir. Öte yandan, Türkiye'nin kendi sınır güvenliğinde de biyometrik sistemlere ağırlık vermesi, bu teknolojilerin yaygınlaşması açısından önemli bir gösterge. AB'nin bu sistemi uygulamadaki kararlılığı, Türkiye'nin de sınır yönetiminde benzer adımlar atmasını teşvik edebilir.