Avrupa Birliği üyesi ülkelerin içişleri bakanları, İspanya'nın Kuzey Afrika'daki Ceuta kentine yönelik kitlesel göç girişiminin ardından daha sert ve koordineli bir göç politikası izlenmesi konusunda uzlaştı. İspanya'nın Fas sınırındaki Ceuta'ya geçen hafta yaklaşık 8 bin kişilik bir göç dalgası yaşandı; bu kişilerin çoğu kısa süre içinde geri gönderilirken, yaklaşık 75 göçmen denizde hayatını kaybetti. AB yöneticileri, göçmenleri bu riskli yolculuğa teşvik eden insan kaçakçılarını ve sosyal medyada yayılan yanlış bilgileri suçladı. Bakanlar, sınır güvenliğinin artırılması ve göçmenlerin ülkelerine geri gönderilmesi süreçlerinin hızlandırılması için ortak bir eylem planı üzerinde anlaştı.
Gelişmenin arka planı: Ceuta'da yaşananlar
Geçtiğimiz Pazartesi günü, Fas tarafından sınır güvenliğinin gevşetilmesiyle birlikte yüzlerce göçmen, İspanya'nın Kuzey Afrika'daki özerk kenti Ceuta'ya geçmek için deniz yoluyla veya kara sınırındaki dik tepeleri aşarak büyük bir akın başlattı. İspanyol hükümeti, bu durumu 'ciddi bir kriz' olarak nitelendirirken, Fas'ın göçmenleri kullanarak siyasi baskı oluşturduğunu ima etti. Ancak Fas yönetimi, Batı Sahra konusundaki anlaşmazlık nedeniyle İspanya ile yaşadığı diplomatik gerilimin ardından sınır kontrolünü normal şekilde yürütmediğini reddetti. AB İçişleri Komiseri Ylva Johansson, yaptığı açıklamada 'AB'nin dış sınırlarını korumak için üye devletler arasında dayanışma ve ortak sorumluluk şart' dedi. İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska ise AB'nin göç konusunda 'ortak bir dil' bulması gerektiğini vurguladı.
Öte yandan, göçmenlerin büyük çoğunluğunun Fas vatandaşı olduğu ve ekonomik nedenlerle AB'ye geçmek istediği bildirildi. Salgın döneminde ağırlaşan ekonomik koşullar, genç nüfusun işsizlik oranının yüksek olduğu Fas'ta göç isteğini artırdı. İnsan hakları örgütleri ise İspanya ve Fas'ın göçmenlere karşı orantısız güç kullandığını, bazı göçmenlerin sınır dışı edilirken kötü muameleye maruz kaldığını iddia etti. Madrid yönetimi, sınır dışı işlemlerinin yasalara uygun olduğunu savundu.
Bölgesel ve küresel boyut: Avrupa'nın göç politikaları yeniden tartışılıyor
Ceuta’daki kriz, Avrupa Birliği'nin uzun süredir üzerinde uzlaşamadığı göç politikalarını yeniden alevlendirdi. Özellikle Akdeniz üzerinden gelen düzensiz göç, AB üyeleri arasında sürekli bir gerilim kaynağı. Almanya ve Fransa gibi ülkeler, yükü paylaşmak için daha adil bir sistem kurulmasını isterken; Macaristan ve Polonya gibi ülkeler, zorunlu kota sistemine karşı çıkıyor. AB liderleri, 2015'teki mülteci krizinden bu yana ortak bir sığınma politikası oluşturamadı. Son dönemde Belarus'un Avrupa sınırlarına göçmenleri yönlendirmesi ve Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerilimler, göçü bir hibrit savaş aracı olarak kullanma endişelerini artırdı. AB Komisyonu'nun Yeni Göç ve Sığınma Paktı önerisi, hâlâ üye devletlerin onayını bekliyor. Bakanlar toplantısından çıkan açıklamalara göre, sınır yönetimi ajansı Frontex'in yetkilerinin genişletilmesi ve geri kabul anlaşmalarının hızlandırılması öncelikli hedefler arasında.
Ceuta olayı aynı zamanda İspanya ile Fas arasındaki ilişkileri de derinden etkiledi. İspanya, Batı Sahra'nın Fas egemenliğinde tanınması konusundaki tutumunu değiştirerek Rabat ile ilişkileri düzeltmeye çalışmıştı. Ancak bu yumuşama, göç kriziyle birlikte test ediliyor. Uzmanlar, Fas'ın göçmenleri siyasi bir koz olarak kullandığını, AB'nin bu tür baskılara karşı daha dirençli bir strateji geliştirmesi gerektiğini belirtiyor. Öte yandan, göçmen kayıplarının yaşanması, AB'nin insan hakları konusundaki söylemleriyle uygulamaları arasındaki çelişkiyi gözler önüne seriyor. Sivil toplum kuruluşları, arama-kurtarma operasyonlarının artırılması ve göçmenlere yasal yolların açılması çağrısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ceuta'daki göç krizi, Türkiye'nin de benzer bir konumda olduğu gerçeğini hatırlatıyor. Türkiye, 2016 anlaşması çerçevesinde AB'nin göç yükünü üstlenen ülkelerden biri ve bu anlaşmanın Avrupa tarafından yeterince desteklenmediği eleştirilerini sık sık dile getiriyor. AB'nin göç konusunda daha sert önlemler alması, Türkiye ile yapılan anlaşmaların yeniden müzakere edilmesini gündeme getirebilir. Ayrıca AB'nin sınır güvenliğine ayırdığı kaynakların artması, Türkiye'nin Suriyeli mülteciler için talep ettiği mali destek konusunda elini zayıflatabilir. Türkiye, göç konusunda uluslararası işbirliğinin artırılmasını savunurken, AB'nin göçü dış politika aracı olarak kullanan ülkelere karşı ciddi yaptırımlar uygulamasının, benzer durumların önlenmesinde etkili olabileceğini biliyor.