ABD yönetimi, Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki beyaz azınlık Afrikaner topluluğuna yönelik yeterli koruma sağlanmadığı gerekçesiyle, ülkeye aktarılan HIV/AIDS programları fonlarını durdurma kararı aldı. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, Pretoria yönetiminin etnik ayrımcılık iddialarına karşı etkili adımlar atmadığı belirtilirken, bu durumun iki ülke arasındaki sağlık iş birliğini olumsuz etkilediği vurgulandı. Karar, Güney Afrika’da yaklaşık 8 milyon HIV pozitif bireyin tedavi gördüğü PEPFAR (Acil Durum AIDS’le Mücadele Planı) programını doğrudan etkiliyor. Washington, söz konusu fonların kesilmesinin, Afrikaner toplumunun maruz kaldığı iddia edilen zulme karşı bir yaptırım niteliği taşıdığını ifade etti.
Gelişmenin arka planı: Afrikaner iddiaları ve PEPFAR’ın kaderi
Güney Afrika’da nüfusun yaklaşık yüzde 7’sini oluşturan Afrikanerler, 1994’te apartheid rejiminin sona ermesinden bu yana ekonomik ve sosyal ayrımcılığa uğradıklarını iddia ediyor. Özellikle kırsal kesimdeki beyaz çiftçilere yönelik saldırılar, uluslararası kamuoyunda “beyaz soykırımı” olarak adlandırılan bir söylemin doğmasına yol açtı. ABD’de muhafazakar çevreler ve bazı Cumhuriyetçi politikacılar, bu iddiaları sıkça gündeme getirerek Pretoria’ya yaptırım çağrısında bulunuyordu.
PEPFAR, 2003 yılında eski Başkan George W. Bush döneminde başlatılan ve bugüne kadar 100 milyar dolardan fazla kaynak aktarılan bir program. Güney Afrika, programın en büyük yararlanıcılarından biri ve ülkedeki HIV tedavisinin yüzde 70’inden fazlası PEPFAR fonlarıyla yürütülüyor. Programın kesilmesi halinde, Güney Afrika’daki sağlık sisteminin çökme riskiyle karşı karşıya kalacağı uzmanlar tarafından dile getiriliyor.
Karar, Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa’nın tartışmalı toprak reformu yasasını imzalamasının hemen ardından geldi. Yasa, ırk temelli toprak dağıtımına izin verirken, özellikle Afrikaner çiftçilerin mülklerine el konulabileceği endişesini artırmıştı. ABD Dışişleri Bakanlığı, bu yasayı “Afrikanerleri hedef alan ayrımcı bir politika” olarak nitelendirdi.
Bölgesel ve küresel boyut: Sağlık yardımının siyasi silah haline gelmesi
ABD’nin bu hamlesi, uluslararası yardım politikalarında yeni bir dönemin habercisi olarak yorumlanıyor. Soğuk Savaş sonrası dönemde sağlık programları genellikle insani gerekçelerle yürütülürken, son yıllarda Washington’un yardımları siyasi ve ideolojik kriterlere bağlama eğilimi arttı. Özellikle Çin ve Rusya’nın Afrika’daki etkisini artırması, ABD’nin kıtadaki yardımlarını stratejik bir araç olarak kullanmasına neden oluyor.
Güney Afrika hükümeti, ABD’nin kararını “şantaj” olarak nitelendirirken, Afrika Birliği’nden de tepki geldi. Birlik sözcüsü, “Sağlık yardımı insanların partizan siyasi çıkarları için rehin alınamaz” açıklamasında bulundu. Uzmanlar, programın kesilmesinin yalnızca Güney Afrika’yı değil, bölgesel istikrarı da olumsuz etkileyeceğini belirtiyor. Güney Afrika, Sahra Altı Afrika’nın en büyük ekonomilerinden biri olarak bölgedeki sağlık hizmetlerinde kilit rol oynuyor.
Diğer yandan, Afrikaner toplumunun durumu bir iç siyaset meselesi olarak Güney Afrika’da bölünmelere yol açıyor. Afrika Ulusal Kongresi (ANC) hükümeti, toprak reformunun apartheid’in yaralarını sarmak için gerekli olduğunu savunurken, ana muhalefet partisi Demokratik İttifak (DA), reformun anayasaya aykırı olduğunu ve yatırımcıları korkuttuğunu iddia ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’nin Güney Afrika’ya yönelik HIV fonlarını kesme kararı, Türkiye’nin Afrika politikası açısından iki önemli sonuç doğuruyor. Birincisi, Türkiye’nin Güney Afrika ile gelişen ticari ve diplomatik ilişkileri, bu tür dış müdahalelerden etkilenebilir. Ankara, Pretoria ile savunma, enerji ve eğitim alanlarında iş birliğini derinleştirirken, Batı’nın yaptırım politikalarına alternatif bir ortak olarak öne çıkabilir. İkincisi, bu kriz, Türkiye’nin kıtadaki sağlık diplomasisini güçlendirmesi için bir fırsat sunuyor. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) ve Sağlık Bakanlığı, Afrika’da HIV/AIDS gibi hastalıklarla mücadelede projeler yürütüyor; ABD’nin çekilmesiyle oluşacak boşluk, Türkiye’nin yumuşak güç kazanımına katkı sağlayabilir. Ancak Ankara’nın bu konuda dengeli bir tutum izlemesi, ne Afrikaner ne de diğer etnik gruplar arasında taraf olarak algılanmaması önem taşıyor.