ABD'de askeri mahkeme, 11 Eylül 2001 saldırılarının planlayıcısı olduğu iddia edilen Halid Şeyh Muhammed'in (HŞM) işkence altında yaptığı itirafların delil olarak kullanılamayacağına karar verdi. Yargıç Albay Susan Escallier'in kararı, Guantanamo'daki davada savunma ve iddia makamı arasında yıllardır süren hukuki mücadelede kritik bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Karar, Muhammed ve diğer dört sanığın yargılandığı davada, işkenceyle elde edilen ifadelerin hukuken geçersiz olduğu yönündeki uluslararası hukuk normlarını bir kez daha gündeme getirdi.
Gelişmenin arka planı: İşkence ve hukuki süreç
Halid Şeyh Muhammed, 2003 yılında Pakistan'da yakalandıktan sonra CIA'nın gizli hapishanelerinde 'gelişmiş sorgu teknikleri' olarak adlandırılan yöntemlere maruz bırakılmıştı. Bu yöntemler arasında suda boğulma hissi veren waterboarding, uykusuz bırakma ve duvara çarpma gibi uygulamalar yer alıyordu. Muhammed'in bu dönemde yaptığı itiraflar, daha sonra Guantanamo'da resmi ifadeye dönüştürülmüş ve iddianamenin temelini oluşturmuştu.
Yargıç Escallier, kararında, işkence altında alınan ifadelerin gönüllü olmadığını ve bu nedenle askeri mahkemede delil olarak kullanılamayacağını belirtti. Karar, savunma avukatlarının yıllardır savunduğu tezi doğruluyor. Savunma, Muhammed'in itiraflarının işkence sonucu alındığını ve bu nedenle hukuka aykırı olduğunu savunuyordu. Savcılık ise itirafların daha sonra tekrarlandığını ve bu nedenle geçerli olduğunu iddia ediyordu.
Bu karar, 11 Eylül davasının seyrini önemli ölçüde değiştirebilir. İtirafların delil olarak kabul edilmemesi, savcılığın elindeki en güçlü kanıtları zayıflatıyor. Davanın, sanıkların avukatlarıyla yaptığı görüşmeler ve diğer delillerle devam etmesi bekleniyor. Ancak uzmanlar, bu kararın davayı uzatabileceğini ve hatta sanıkların ceza almasını zorlaştırabileceğini belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Hukuk ve terörle mücadele dengesi
Bu karar, ABD'nin terörle mücadele politikalarının hukuki meşruiyeti konusunda geniş yankı uyandırdı. İnsan hakları örgütleri, kararı işkencenin asla kabul edilemeyeceği yönünde önemli bir adım olarak değerlendirirken, muhafazakar çevreler kararın ulusal güvenliği zayıflatacağını savunuyor. Karar, ABD'nin Guantanamo'daki askeri mahkemelerinin işleyişine yönelik eleştirileri de yeniden gündeme getirdi.
Uluslararası hukuk açısından bakıldığında, işkenceyle elde edilen ifadelerin delil olarak kullanılmaması, BM İşkenceye Karşı Sözleşme ve Cenevre Sözleşmeleri'nin açık bir gereğidir. ABD'nin bu kararı, uluslararası hukuka bağlılığının bir göstergesi olarak yorumlanabilir. Ancak kararın temyiz edilmesi ve nihai sonucunun ne olacağı belirsizliğini koruyor. Eski Başkan Donald Trump döneminde idam cezası istemiyle yargılanan sanıkların akıbeti, yeni başkan Joe Biden yönetiminin politikalarına bağlı olarak şekillenecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, uzun yıllardır terörle mücadelede benzer hukuki tartışmalarla karşı karşıya kalmış bir ülke. Bu karar, uluslararası hukukta işkenceyle elde edilen ifadelerin geçersizliği ilkesinin güçlü bir teyidi niteliğinde. Türkiye'nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde bu ilke açıkça yer alıyor. Karar, Türk yargı sisteminde de emsal oluşturabilecek nitelikte. Ayrıca, terörle mücadelede hukukun üstünlüğü ilkesinin korunması, Türkiye'nin uluslararası itibarı açısından önem taşıyor. Bu gelişme, Türkiye'nin kendi hukuk pratiğinde de benzer standartları uygulama konusundaki kararlılığını göstermesi açısından bir fırsat olarak değerlendirilebilir.