İsrail ile Hamas arasında 7 Ekim 2023'te başlayan savaş, üç yılı geride bırakırken Ortadoğu'nun stratejik haritasını kökten değiştirdi. Bölgede ittifaklar yeniden kuruldu, ABD'nin etkisi zayıfladı ve güç dengesi İran, Türkiye, Suudi Arabistan gibi aktörler arasında yeniden dağıldı.
Üç Yıllık Savaşın Bilançosu: Yıkım ve Yeniden Şekillenme
7 Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e yönelik saldırısı ve ardından İsrail'in Gazze'ye başlattığı geniş çaplı operasyon, kısa sürede bölgesel bir çatışmaya dönüştü. Lübnan'da Hizbullah, Yemen'de Husiler ve Irak'ta İran destekli milisler savaşa dahil oldu. İsrail, Gazze'nin yanı sıra Lübnan ve Suriye'de de hedefleri vurdu. İran ile İsrail arasında Nisan 2024'te yaşanan doğrudan füze ve insansız hava aracı saldırıları, tansiyonu zirveye taşıdı.
Üç yılın sonunda Gazze büyük ölçüde harabeye döndü, on binlerce sivil hayatını kaybetti. Lübnan'ın güneyi ağır hasar aldı. İsrail, askeri olarak birçok hedefini gerçekleştirse de uluslararası kamuoyunda yalnızlaştı. Savaşın yayılması, bölgesel ekonomileri de vurdu; turizm, ticaret ve yatırımlar olumsuz etkilendi.
Diplomatik girişimler ise sonuçsuz kaldı. BM Güvenlik Konseyi'nde ateşkes çağrıları veto edildi, Arabuluculuk çabaları –Mısır, Katar ve ABD'nin çabaları– kalıcı bir çözüm getiremedi. Savaş, Filistin davasını yeniden uluslararası gündemin merkezine taşıdı; ancak iki devletli çözüm fikri daha da uzaklaştı.
Bölgesel ve Küresel Aktörlerin Yeni Konumları
ABD, savaş boyunca İsrail'e koşulsuz destek vererek bölgedeki itibarını büyük ölçüde yitirdi. Washington'un arabuluculuk çabaları sonuç vermedi ve askeri varlığını artırmasına rağmen İran'ın etkisini dengelemede yetersiz kaldı. Çin ve Rusya, savaştan faydalanarak bölgede nüfuz alanlarını genişletti. Çin, Suudi Arabistan ile İran arasındaki normalleşme sürecinde arabuluculuk yapmıştı; savaş sonrası dönemde de ekonomik ve diplomatik girişimlerini sürdürdü.
Türkiye, savaşta dengeli bir tutum izlemeye çalışsa da İsrail ile ticaretin askıya alınması, Hamas ile ilişkiler ve insani yardım koridorlarının açılması gibi konularda aktif diplomasi yürüttü. Ankara, bölgesel istikrarın sağlanması için İslam İşbirliği Teşkilatı ve BM zemininde girişimlerde bulundu. Türkiye'nin arabuluculuk rolü, Batı ile ilişkilerinde zaman zaman gerilim yaratsa da bölgesel bir aktör olarak ağırlığını korumasını sağladı.
Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri, İran ile ilişkilerini normalleştirme yolunda adımlar attı. 2023'te Çin arabuluculuğuyla varılan Suudi-İran anlaşması, savaşa rağmen dayanıklılığını korudu. BAE ve Bahreyn, İsrail ile ilişkilerini tamamen kesmedi; ancak kamuoyu baskısı nedeniyle işbirliğini düşük profilde sürdürdü. Mısır ve Ürdün, Filistinli mülteciler konusunda endişelerini dile getirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
7 Ekim sonrası üç yıllık süreç, Türkiye için hem riskler hem de fırsatlar barındırıyor. Ankara, İsrail ile ticaretin askıya alınması ve Hamas ile temaslarıyla Filistin davasındaki duyarlılığını gösterdi; ancak bu tutum, ABD ve AB ile ilişkilerde zaman zaman gerilim yarattı. Bölgede artan İran etkisi ve istikrarsızlık, Türkiye'nin güvenlik endişelerini artırıyor. Öte yandan, arabuluculuk girişimleri ve insani yardım çabaları, Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak konumunu pekiştirdi. Uzun vadede, kalıcı bir çözüm için Türkiye'nin diplomatik kanalları açık tutması ve bölgesel aktörlerle işbirliğini derinleştirmesi kritik önemde.