The Economist'in kıdemli kültür muhabiri Jon Fasman, 2008 mali krizinin Amerika Birleşik Devletleri'nde bugünkü derin siyasi bölünmelere zemin hazırlayan bir dönüm noktası olduğunu vurguluyor. 'Checks and Balance' bülteninde yayımlanan analizine göre, 2008 yılı sadece büyük bir ekonomik çöküş yaşanmasıyla değil, aynı zamanda toplumsal güvenin sarsılması, popülist hareketlerin yükselişi ve siyasi söylemin keskinleşmesiyle de hafızalara kazındı. Bu yıl, Amerikan tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir kutuplaşmanın fitilini ateşledi.
Gelişmenin Arka Planı: 2008 Krizi ve Sonrası
2008 küresel mali krizi, Lehman Brothers'ın iflasıyla başlayarak tüm dünyayı sarsan bir domino etkisi yarattı. ABD'de konut balonunun patlaması, milyonlarca kişinin evini kaybetmesine, işsizlik oranlarının %10'a yükselmesine ve ekonomik eşitsizliğin derinleşmesine yol açtı. Fasman, bu ekonomik travmanın sadece maddi kayıplarla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda Amerikan halkının kurumlara olan güvenini de temelinden sarstığını belirtiyor. Hükümetin bankaları kurtarma paketleri (TARP) ve Merkez Bankası'nın (Fed) niceliksel genişleme politikaları, sokaktaki vatandaş tarafından “zenginleri kollama” olarak algılandı. Bu algı, hem sol hem de sağ kanatta popülist söylemlerin güçlenmesine neden oldu.
Öte yandan, krizin hemen ardından 2010 yılında kabul edilen Dodd-Frank Yasası gibi düzenlemeler, finans sektörünü sıkı denetime tabi tutarken, bu durum serbest piyasa yanlılarının tepkisini çekti. Fasman, bu dönemde ortaya çıkan “Çay Partisi” hareketinin, devlet müdahalesine karşı çıkan muhafazakâr tabanı mobilize ettiğini ve Cumhuriyetçi Parti içinde radikal bir kanadın yükselişine zemin hazırladığını aktarıyor. Benzer şekilde, Obama yönetimine duyulan öfke, Başkan Barack Obama'nın doğum yeri komplo teorileri gibi asılsız iddialara bile yol açtı. Sosyal medyanın da etkisiyle bu kutuplaşma, normal siyasi tartışma sınırlarının çok ötesine taştı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Popülizmin Yayılışı
2008 krizinin etkileri ABD ile sınırlı kalmadı. Avrupa'da Yunanistan borç kriziyle başlayan süreç, Euro Bölgesi'ni sarsarken; Brexit referandumu, İtalya'da Beş Yıldız Hareketi, Fransa'da Ulusal Cephe gibi popülist hareketlerin yükselişi de küresel bir eğilimin parçası oldu. Fasman, 2008'in küreselleşmenin kazananları ve kaybedenleri arasındaki uçurumu derinleştirdiğini, bunun da dünya genelinde milliyetçi ve korumacı politikaları tetiklediğini belirtiyor. Günümüzde süregelen Çin-ABD ticaret savaşları, teknoloji şirketlerine yönelik düzenleme çabaları ve iklim değişikliği konusundaki anlaşmazlıkların köklerinin de yine bu döneme dayandığı ifade ediliyor.
Analizde ayrıca, 2008 sonrası ortaya çıkan sosyal protesto hareketleri (Occupy Wall Street gibi) ve sonraki yıllarda Black Lives Matter ya da sağcı milis gruplarının yükselişi arasında bağlantı kuruluyor. Fasman'a göre, krizin yarattığı ekonomik güvensizlik, kimlik siyasetini körüklerken; gerçeklik sonrası (post-truth) çağın kapılarını araladı. Artık siyasi söylemlerde gerçeklerden çok duyguların ön plana çıkması, toplumsal mutabakatı giderek imkânsız hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
2008 mali krizi Türkiye'yi de derinden etkilemiş, küresel talebin daralması ve sermaye akışlarının durmasıyla ekonomi küçülmüş, işsizlik artmıştı. Ancak bu dönemde uygulanan teşvik politikaları sayesinde Türkiye nispeten hızlı toparlanmıştı. Bununla birlikte, ABD'deki popülist dalganın Türkiye'deki yansımaları daha ziyade siyasi söylemlerdeki sertleşme ve toplumsal kutuplaşmada kendini göstermiştir. Özellikle küresel ölçekte artan güvensizlik ortamı, Türkiye'nin stratejik özerklik arayışını hızlandırmış; dış politikada çok yönlü hamleler yapılmasına yol açmıştır. Bugün ABD ve AB ile yaşanan gerilimlerin tarihsel arka planında 2008 sonrası değişen güç dengeleri ve popülist yönetim anlayışları önemli bir rol oynamaktadır.