Ekonomist dergisinin kıdemli kültür muhabiri Jon Fasman, 2008 küresel mali krizinin Amerika Birleşik Devletleri'ndeki siyasi ve toplumsal bölünmelerin temelini nasıl attığını inceliyor. Check and Balance bülteninde yayımlanan analizinde Fasman, 2008 yılının sadece bir ekonomik dönüm noktası değil, aynı zamanda günümüz ABD siyasetindeki derin kutuplaşmanın da başlangıcı olduğunu savunuyor. Krizin ardından gelen banka kurtarma paketleri, hükümete duyulan güveni sarsarken, gelir eşitsizliğinin artması ve ırksal gerilimlerin yükselmesi, ülkeyi 2016 seçimlerine ve Capitol baskınına giden yola hazırladı.
Krizin Anatomisi ve Mirası
2008 mali krizi, konut balonunun patlaması ve Lehman Brothers'ın iflasıyla tetiklenmişti. ABD hükümeti, 'batmak için çok büyük' (too big to fail) olarak görülen finans kuruluşlarını kurtarmak için 700 milyar dolarlık Sorunlu Varlıkları Kurtarma Programı'nı (TARP) başlattı. Bu kurtarma, birçok Amerikalı tarafından Wall Street'i cezalandırmak yerine ödüllendiren bir hamle olarak algılandı. Fasman, bu algının, hükümete ve elitlere yönelik güvensizliği körüklediğini ve popülist hareketlerin yükselişine zemin hazırladığını belirtiyor. Kriz aynı zamanda işsizliği %10'a fırlatarak, milyonlarca insanı evsiz bırakarak ve 11 trilyon dolarlık hanehalkı servetini yok ederek orta sınıfı derinden sarstı. Bu ekonomik travma, 2010 yılında Tea Party hareketinin doğuşuna ve daha sonra Donald Trump'ın siyasi yükselişine ivme kazandırdı. Fasman'a göre, krizin yarattığı 'kaybedenler' ile 'kazananlar' arasındaki uçurum, günümüz Amerikan siyasetindeki 'biz ve onlar' söyleminin temelini oluşturuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
2008 krizi, ABD ile sınırlı kalmayıp küresel bir resesyona yol açtı. Avrupa'da kemer sıkma politikaları, Yunanistan ve İspanya gibi ülkelerde borç krizlerini derinleştirdi. Çin gibi gelişmekte olan ekonomiler, ihracata dayalı büyüme modellerinin kırılganlığını gördü. Kriz, uluslararası finans sisteminin yeniden yapılandırılması gerektiğini gösterdi ve G20'nin yükselişine neden oldu. Ancak, popülizm dalgası sadece ABD'de değil, aynı zamanda Brexit ve Avrupa'daki aşırı sağ partilerin güçlenmesiyle kendini gösterdi. Fasman'ın analizi, 2008'de atılan adımların -kuralsızlaştırmanın tehlikeleri, eşitsizliğin artması ve popülizmin yükselişi- günümüzde hala hissedildiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, 2008 krizini nispeten hafif atlatmış olsa da, krizin ABD'de yarattığı siyasi kutuplaşma ve politika değişiklikleri Türkiye'yi dolaylı olarak etkiledi. ABD'nin içe kapanma eğilimi (Trump dönemi), Türkiye'yi Suriye, İran ve Doğu Akdeniz gibi bölgesel dosyalarda daha bağımsız hareket etmeye itti. Ayrıca, 2008 sonrası artan küresel belirsizlik, Türkiye'nin Rusya ve Çin ile alternatif ittifaklar arayışını hızlandırdı. Türkiye, krizden çıkarılacak en önemli dersin, finansal istikrarın ve yapısal reformların önemi olduğunu gördü. 2018'de yaşanan kendi döviz krizinde, 2008'deki gibi güçlü bir bankacılık sistemine sahip olmak, Türkiye'nin işini kolaylaştırsa da, yüksek enflasyon ve işsizlik sorunları devam ediyor. Kriz, aynı zamanda Türkiye'de kamu yönetimine duyulan güveni korumak için şeffaflık ve hesap verebilirliğin ne kadar kritik olduğunu hatırlatıyor.