Pakistan'ın güneyindeki Dadu bölgesi, her mevsim farklı bir iklim felaketiyle sınanıyor. Termometreler 51 dereceyi (125 Fahrenheit) gösterdiğinde, bölge sakinleri gölge bulmak için saatlerce yürüyor. Kum fırtınaları, kuraklık ve ardından gelen sel felaketleri, bu bölgeyi adeta bir hayatta kalma savaşına dönüştürüyor. Dadu, Sindh eyaletine bağlı, yaklaşık 1.5 milyon nüfuslu bir kırsal ilçe. Her yıl yaz aylarında sıcaklıklar tehlikeli seviyelere ulaşırken, kış aylarında ise beklenmedik seller yaşanıyor.
Artan Sıcaklıklar ve Sağlık Krizi
Bölge halkı, özellikle tarım işçileri, günün büyük bölümünü açık alanda geçiriyor. Sıcak çarpması vakaları son yıllarda katlanarak artarken, sağlık altyapısı bu yükün altında eziliyor. Babür Shah isimli bir çiftçi, "Artık sabah 7'den sonra tarlada çalışmak mümkün değil. Öğlen sularında dışarı çıkmak intihar gibi" diyor. Bölgedeki hastaneler, günde yüzlerce sıcak çarpması vakasına müdahale ediyor. Soğutma merkezleri yetersiz kalırken, elektrik kesintileri durumu daha da kötüleştiriyor. Sıcaklıkların 50 derecenin üzerine çıkmasıyla birlikte, su kaynakları kuruyor, hayvanlar telef oluyor ve tarım ürünleri yok oluyor.
İklim değişikliğinin etkisiyle Dadu, daha önce hiç bu kadar şiddetli kum fırtınaları görmemişti. Toz bulutları günlerce bölgeyi kaplıyor, solunum yolu hastalıklarını tetikliyor. Uzmanlar, bu durumun Pakistan'ın iklim değişikliğine karşı en kırılgan ülkelerden biri olmasından kaynaklandığını belirtiyor. Pakistan, küresel karbon emisyonlarına sadece %0.8 katkıda bulunmasına rağmen, iklim felaketlerinden en çok etkilenen ülkeler arasında yer alıyor.
Kuraklık ve Sel Arasında: Su Yönetimi Krizi
Dadu'da su kaynakları mevsimsel olarak aşırı dalgalanma gösteriyor. Kış aylarında şiddetli yağışlar nedeniyle İndus Nehri taşkınları yaşanırken, yaz aylarında tam tersi bir durum söz konusu. 2022'deki büyük sel felaketi, bölgede milyonlarca insanı yerinden etmişti. O tarihten bu yana yeniden inşa çalışmaları sürüyor ancak yetersiz kalıyor. Tarım arazileri tuzlanma tehlikesiyle karşı karşıya. Çiftçiler, hem kuraklığa hem de su baskınlarına dayanıklı tohum çeşitlerine yönelmek zorunda kalıyor. Devletin su yönetimi projeleri ise sık sık siyasi çekişmelere kurban gidiyor. Yeraltı sularının bilinçsizce kullanımı, su seviyelerini tehlikeli boyutlara düşürdü.
Pakistan Meteoroloji Dairesi, önümüzdeki yıllarda Dadu'da sıcaklıkların daha da artacağını ve yağış rejiminin bozulacağını tahmin ediyor. Bu durum, bölgede insani krizi derinleştirme riski taşıyor. Göç, artık bir seçenek olarak görülmeye başlanmış durumda. Birçok aile, daha yaşanabilir bölgelere taşınmayı düşünüyor.
Küresel Isınma ve Az Gelişmiş Ülkelerin Yükü
Dadu bölgesi, iklim değişikliğinin adaletsiz yüzünü temsil ediyor. En az karbon salan ülkeler, en ağır bedeli ödüyor. Pakistan, bu yıl içinde dördüncü kez olağanüstü sıcak hava dalgasıyla karşı karşıya kaldı. Birleşmiş Milletler, Pakistan'ın iklim değişikliğine uyum için yılda en az 14 milyar dolara ihtiyacı olduğunu belirtiyor. Ancak uluslararası iklim fonlarından yeterli payı alamıyor. Kayıp ve Zarar Fonu gibi mekanizmaların hayata geçirilmesi, gelişmekte olan ülkeler için kritik önem taşıyor.
Öte yandan, Hindistan ve Çin gibi büyük komşuların artan enerji talepleri, bölgesel karbon ayak izini büyütüyor. Güney Asya'da iklim krizi, sınır ötesi bir tehdit haline gelmiş durumda. İndus Nehri'nin kaynağı Hindistan'da bulunuyor ve su paylaşımı anlaşmazlıkları, iki ülke arasında gerilimi tırmandırabiliyor. Bu bağlamda Dadu'daki kriz, aslında bölgesel bir su ve gıda güvenliği meselesi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Pakistan'daki bu iklim krizi, Türkiye için de önemli dersler barındırıyor. Türkiye'nin de benzer kuraklık ve sel riskleriyle karşı karşıya olduğu düşünüldüğünde, etkin su yönetimi ve afet hazırlığı kritik hale geliyor. Dadu örneği, altyapı yatırımlarının ve iklim değişikliğine uyum planlamasının yetersiz kaldığında nasıl bir insani krize yol açabileceğini gösteriyor. Ayrıca Türkiye, Pakistan ile tarihi ve dini bağları çerçevesinde, bölgeye insani yardım ve teknik destek sağlayabilir. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) benzer projelerde deneyim sahibi. Son olarak, iklim mültecilerinin artışı, uluslararası güvenlik ve göç politikalarını da etkileyebileceğinden Türkiye'nin bu konuda stratejik bir pozisyon alması gerekebilir.