NEW YORK - 11 Eylül 2001 saldırılarının üzerinden çeyrek asır geçti. New York İtfaiyesi'nde görev yapan ve oğluna adını verdiği babasını Dünya Ticaret Merkezi'nin çöküşünde kaybeden Scott Larsen, o gün henüz 4 yaşındaydı. Bugün 29 yaşında olan Larsen, babasız büyümenin ve ulusal travmanın gölgesinde şekillenen bir hayatı temsil ediyor. ABD, 11 Eylül'ün 25. yıldönümünde bir yandan kayıplarını anarken, diğer yandan saldırıların ardından başlatılan savaşların, güvenlik politikalarının ve toplumsal dönüşümün bilançosuyla yüzleşiyor.
Saldırıların ardından değişen ABD
11 Eylül saldırıları, 2.977 kişinin ölümüne yol açtı. El Kaide tarafından kaçırılan dört uçakla New York'taki Dünya Ticaret Merkezi kulelerine, Virginia'daki Pentagon'a ve Pennsylvania kırsalına saldırılar düzenlendi. Bu olay, ABD'nin ulusal güvenlik doktrinini kökten değiştirdi. Başkan George W. Bush yönetimi, Afganistan'ı işgal ederek Taliban rejimini devirdi ve El Kaide'yi hedef aldı. 2003'te ise Irak işgali başlatıldı; bu savaş, kitle imha silahlarının varlığı iddiasına dayanıyordu ancak sonradan bu iddiaların asılsız olduğu ortaya çıktı. Her iki savaş da on binlerce sivilin ölümüne, milyonlarca insanın yerinden edilmesine ve bölgesel istikrarsızlığa neden oldu.
ABD'de ise Vatanseverlik Yasası (Patriot Act) gibi düzenlemelerle iç güvenlik ve gözetim faaliyetleri genişletildi. Havaalanlarında güvenlik önlemleri sıkılaştırıldı, istihbarat kurumları yeniden yapılandırıldı. 2002'de kurulan İç Güvenlik Bakanlığı, federal hükümetin en büyük departmanlarından biri haline geldi. Ancak bu önlemler, sivil özgürlükler ile güvenlik arasındaki dengeyi tartışmaya açtı.
Toplumsal düzeyde ise Müslümanlara ve Orta Doğu kökenlilere yönelik ayrımcılık ve nefret suçları arttı. Birçok masum insan, sadece inancı veya kökeni nedeniyle hedef alındı. 11 Eylül sonrası doğan nesil, sürekli güvenlik tehdidi algısı, artan gözetim ve savaş haberleriyle büyüdü. Scott Larsen gibi aileler, hem kişisel kayıplarıyla hem de ulusal yas süreciyle başa çıkmak zorunda kaldı.
Bölgesel ve küresel yansımalar
11 Eylül'ün etkisi ABD sınırlarını aştı. Afganistan ve Irak savaşları, Orta Doğu'nun jeopolitik haritasını yeniden çizdi. Irak'ın işgali, mezhepsel gerilimleri körükledi ve IŞİD gibi radikal grupların doğuşuna zemin hazırladı. Suriye iç savaşı, Arap Baharı ve bölgesel çatışmalar, kısmen bu mirasın sonucudur. ABD'nin "teröre karşı savaş" stratejisi, dünya genelinde askeri müdahaleleri meşrulaştırdı; ancak bu müdahaleler çoğu zaman istikrar getirmedi, aksine yeni güvenlik sorunları yarattı.
Guantanamo Kampı'nda yıllarca süren hukuki belirsizlikler, işkence iddiaları ve olağanüstü teslimler (extraordinary rendition) uluslararası hukuku sarstı. ABD'nin küresel imajı, demokrasi ve insan hakları savunucusu olmaktan çok, güvenlik odaklı bir süper güç imajına kaydı. Ancak 2011'de Usame bin Ladin'in Pakistan'da öldürülmesi, sembolik bir kapanış olarak görüldü; yine de terör tehdidi tamamen ortadan kalkmadı.
Bugün ABD, 11 Eylül sonrası dönemin mirasını hâlâ taşıyor: Afganistan'dan 2021'de çekilme kaotik oldu ve Taliban yeniden iktidara geldi. Irak'ta istikrar hâlâ kırılgan. Ülke içinde ise siyasi kutuplaşma, göçmen karşıtlığı ve beyaz üstünlükçü hareketler gibi sorunlar derinleşti. 11 Eylül, ABD'nin dış politikasında ve toplumsal dokusunda kalıcı izler bıraktı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
11 Eylül sonrası dönem, Türkiye'nin güvenlik ve dış politikasını da derinden etkiledi. ABD'nin Afganistan ve Irak müdahaleleri, Türkiye'nin bölgesel dengelerini sarstı; Irak'ın kuzeyinde PKK'nın varlığı ve Suriye iç savaşı, Türkiye için doğrudan güvenlik tehdidi haline geldi. Türkiye, bir yandan NATO müttefiki olarak ABD ile işbirliği yaparken, diğer yandan 2003'te Irak işgaline izin vermeyerek bağımsız bir tutum sergiledi. 11 Eylül'ün mirası, Türkiye'nin terörle mücadelesinde istihbarat kapasitesini artırmasına ve sınır güvenliğine daha fazla önem vermesine yol açtı. Bugün Türkiye, Suriye ve Irak'ta askeri operasyonlarla bu mirasın sonuçlarıyla uğraşmaya devam ediyor.