Zimbabve’de iktidardaki ZANU-PF partisinin sunduğu ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin kaldırılmasını öngören yasa tasarısı, ülkede geniş çaplı bir tartışmaya yol açtı. Tasarı, mevcut Cumhurbaşkanı Emmerson Mnangagwa’nın görev süresini uzatma amacı taşıdığı gerekçesiyle muhalefet ve sivil toplum örgütleri tarafından sert bir şekilde eleştiriliyor. Hükümet yetkilileri ise tasarının bir yönetim reformu olduğunu ve ülkenin siyasi sistemini daha istikrarlı hale getireceğini savunuyor.
Tasarının içeriği ve arka planı
Yasa tasarısı, anayasa değişikliği gerektiren bir düzenleme ile cumhurbaşkanlığı seçimlerini tamamen ortadan kaldırmayı ve devlet başkanının parlamentodaki milletvekilleri tarafından seçilmesini öngörüyor. Tasarıya göre, cumhurbaşkanı beş yılda bir parlamento tarafından seçilecek ve görev süresi herhangi bir seçimle sona erdirilemeyecek. Bu düzenleme, mevcut Cumhurbaşkanı Emmerson Mnangagwa’nın 2023’te yapılması planlanan seçimlerde yeniden aday olmasının önünü açıyor. Mnangagwa, 2017’de Robert Mugabe’yi deviren darbeden sonra geçici olarak göreve gelmiş ve 2018’de yapılan tartışmalı seçimlerle cumhurbaşkanı seçilmişti.
Muhalefet partileri, özellikle de Hareket İçin Değişim İttifakı (CCC), tasarının demokratik kazanımları ortadan kaldırdığını ve ülkeyi otoriter bir rejime dönüştürdüğünü belirtiyor. CCC lideri Nelson Chamisa, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Bu yasa, Zimbabve halkının iradesine karşı bir darbedir. Tasarıyı meclise sunanlar, halkın sesini susturmak istiyor” ifadelerini kullandı. Sivil toplum kuruluşları ise tasarının ülkede şiddet olaylarını tetikleyebileceği ve uluslararası toplumla ilişkileri daha da gerdiğini vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Zimbabve’deki bu gelişme, Güney Afrika Kalkınma Topluluğu (SADC) ve Afrika Birliği gibi bölgesel örgütlerin yakın takibinde. SADC, daha önce de Zimbabve’deki seçim sürecine ilişkin endişelerini dile getirmişti. Tasarının yasalaşması halinde, Zimbabve’nin SADC üyesi diğer ülkelerle ilişkileri olumsuz etkilenebilir. Ayrıca ABD ve Avrupa Birliği, Zimbabve’ye yönelik yaptırımlarını sürdürürken, bu tasarının yeni yaptırımlara yol açması bekleniyor. Öte yandan, Çin ve Rusya gibi ülkeler Zimbabve yönetimine destek vermeye devam ediyor, ancak bu tasarının bu ülkelerle ilişkileri de zorlayabileceği ifade ediliyor.
Ekonomik açıdan bakıldığında, Zimbabve hiperenflasyon, işsizlik ve döviz sıkıntısı ile boğuşurken, bu tür bir siyasi belirsizlik ülkenin uluslararası kredi notunu daha da düşürebilir. Dünya Bankası ve IMF, Zimbabve’nin borçlarını yapılandırması için reformlar talep ediyor; ancak bu tasarı, reform sürecini baltalayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Zimbabve, Türkiye’nin Afrika açılımı politikası kapsamında ilişkilerini geliştirdiği ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye, Zimbabve’de madencilik, tarım ve altyapı alanlarında yatırımlar yapıyor. Ancak bu yasa tasarısı, Zimbabve’deki siyasi istikrarsızlığı derinleştirebilir ve Türk yatırımcılar için risk oluşturabilir. Ayrıca, Türkiye’nin Afrika Birliği ve SADC ile olan ilişkileri çerçevesinde, bu gelişme bölgesel istikrarsızlığa katkıda bulunabileceği için Ankara’nın dikkatle takip etmesi gereken bir konudur. Demokratik standartların zayıflaması, Türkiye’nin Afrika’daki diplomatik nüfuzunu da dolaylı olarak etkileyebilir.