Zimbabve'de iktidar partisi ZANU-PF'nin kontrolündeki parlamento, devlet başkanlığı süresini 5 yıldan 7 yıla çıkaran tartışmalı bir yasa tasarısını kabul etti. Tasarı, mevcut Devlet Başkanı Emmerson Mnangagwa'nın 2028'de sona erecek olan görev süresini 2030'a kadar uzatmasının önünü açıyor. Muhalefet partileri ve sivil toplum örgütleri, bu adımı 'anayasal darbeye' benzetirken, iktidar ise düzenlemenin 'istikrar ve kalkınma için gerekli olduğu' gerekçesiyle savunuyor.
Yasa tasarısının detayları ve iç siyasi yankılar
Zimbabve'nin alt kanadı olan Ulusal Meclis, 18 Haziran'da yapılan oylamada başkanlık süresini 7 yıla çıkaran anayasa değişikliğini görüşerek kabul etti. Tasarının Senato'dan da geçmesi ve Devlet Başkanı Mnangagwa'nın onayıyla yasalaşması bekleniyor. Değişiklik sadece başkanlık süresini uzatmakla kalmıyor, aynı zamanda seçim takvimini de yeniden düzenleyerek cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin aynı anda yapılmasını öngörüyor. Bu düzenleme, bir sonraki seçimlerin 2028 yerine 2030'da yapılmasına olanak tanıyor.
Muhalefetteki Vatandaşlar Koalisyonu (CCC) lideri Nelson Chamisa, yasa değişikliğini 'otoriter bir hamle' olarak nitelendirerek, 'Zimbabve halkının iradesine saygı duyulmalıdır. Bu, anayasanın açık ihlalidir' dedi. Bazı sivil toplum kuruluşları ise değişikliğin Anayasa Mahkemesi'ne taşınacağını duyurdu. İktidar ZANU-PF ise düzenlemenin 'seçim takvimini uyumlu hale getirmek ve yönetimde sürekliliği sağlamak' amacı taşıdığını belirtiyor.
Emmerson Mnangagwa, 37 yıl boyunca ülkeyi demir yumrukla yöneten Robert Mugabe'nin 2017'de askeri müdahaleyle devrilmesinin ardından göreve gelmişti. Mnangagwa, başlangıçta demokratik reformlar ve ekonomik canlanma vaat etse de, son yıllarda muhalefete yönelik baskılar ve ekonomik kriz nedeniyle eleştirilerin odağında.
Bölgesel ve küresel boyut
Zimbabve'deki bu gelişme, Afrika kıtasında artan 'üçüncü dönem' veya 'süre uzatımı' eğiliminin bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Son yıllarda Uganda, Ruanda, Kongo ve Fildişi Sahili gibi ülkelerde de benzer anayasa değişiklikleriyle liderlerin görev süreleri uzatılmıştı. Bu durum, Afrika Birliği (AU) ve Batılı ülkeler tarafından sık sık eleştirilse de, somut yaptırımlar genellikle sınırlı kalıyor.
ABD ve Avrupa Birliği, Zimbabve'deki süre uzatımına tepki gösterdi. ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, 'Zimbabve halkının iradesini yansıtan serbest ve adil seçimlerin önemi vurgulanmış, bu tür tek taraflı değişikliklerin endişe verici olduğu belirtilmiştir. Öte yandan, Çin ve Rusya'nın Zimbabve yönetimiyle yakın ilişkileri, Batı'nın yaptırım gücünü sınırlayabilir. Güney Afrika Kalkınma Topluluğu (SADC) ise henüz resmi bir açıklama yapmadı.
Zimbabve ekonomisi uzun yıllardır hiperenflasyon, döviz kıtlığı ve yüksek işsizlikle boğuşuyor. Mnangagwa'nın iktidarı uzatması, uluslararası yatırımcılar ve kreditörler nezdinde ülkenin kredi notunu daha da düşürebilecek bir risk faktörü olarak görülüyor. Ekonomik krizin derinleşmesi halinde, rejime karşı toplumsal huzursuzlukların artması muhtemel.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Zimbabve'deki bu siyasi gelişme doğrudan Türkiye'yi ilgilendiren bir konu olmasa da, Türkiye'nin Afrika açılımı kapsamında kıtadaki istikrar ve demokratik süreçler yakından takip edilmektedir. Zimbabve, Türkiye'nin Sahra Altı Afrika'da ticari ve diplomatik ilişkilerini geliştirdiği ülkelerden biridir. Uzun süreli otoriterleşme eğilimleri, Türk yatırımcılar için öngörülebilirlik riski oluşturabilir. Öte yandan, Türkiye'nin Afrika Birliği ile ilişkilerinde hukukun üstünlüğü ve demokratik geçişlere destek vurgusu, bu tür anayasal krizlerde Ankara'nın tavrını belirleyecektir. Kıtadaki genel otoriterleşme trendi, Türkiye'nin Afrika'daki yumuşak güç stratejisinin etkinliğini dolaylı olarak etkileyebilir.