Yeni bir araştırma, varlıklı bireylerin önemli bir bölümünün, servetlerinin kontrolünü kaybetme korkusuyla daha yüksek vergi ödemeye razı olduğunu ortaya koyuyor. Londra merkezli danışmanlık şirketi Henley & Partners tarafından yapılan çalışma, yüksek net değere sahip bireylerin (HNWI) miras planlaması yaparken duygusal ve pratik engellerle karşılaştığını gösteriyor. Araştırmaya göre, katılımcıların %45'i 'servetlerini şimdi devretmek mi yoksa her şeyi ölüm anına bırakmak mı?' sorusuyla karşı karşıya kalıyor. Bu kararsızlık, birçok aile şirketinin ve yatırım portföyünün geleceğini tehdit ediyor.
Kontrol bağımlılığı ve vergi tercihleri
Henley & Partners'ın raporuna göre, zenginlerin servet yönetiminde kontrol duygusu en kritik faktörlerden biri. Katılımcıların %37'si, varlıklarının yönetimini devretmektense daha yüksek vergi ödemeyi tercih ettiğini belirtti. Bu oran, özellikle aile şirketlerinin sahipleri arasında daha da yükseliyor. Örneğin, Almanya'daki aile şirketi sahiplerinin %52'si, işletmenin kontrolünü kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldıklarında daha fazla vergi ödemeye hazır olduklarını ifade etti.
Uzmanlara göre, bu eğilimin arkasında psikolojik faktörler yatıyor. 'Kişinin hayatı boyunca inşa ettiği servet, bir anlamda kimliğinin bir parçası haline geliyor' diyor Henley & Partners'ın kıdemli danışmanı Prof. Dr. James Smith. 'Onu kaybetme korkusu, rasyonel vergi optimizasyonunun önüne geçiyor.'
Küresel boyut: artan vergi yükü ve servet transferi
Küresel ölçekte, hükümetler artan bütçe açıklarını kapatmak için varlıklı bireylere yönelik vergileri artırıyor. Fransa, İspanya ve Norveç gibi ülkelerde 'dayanışma vergileri' veya 'servet vergileri' yeniden gündeme gelirken, İngiltere'de de miras vergisi oranlarının yükseltilmesi tartışılıyor. Bu durum, zenginlerin servetlerini daha düşük vergili ülkelere taşıma eğilimini hızlandırıyor. Oxfam'ın 2023 raporuna göre, dünya genelinde her iki günde bir yeni bir milyarder doğarken, en zengin %1'lik dilim küresel servetin %46'sına sahip.
Ancak kontrol kaybı korkusu, vergi avantajlarından daha güçlü bir motivasyon kaynağı olabiliyor. Örneğin, İsviçre'de yerleşik bir aile ofisi yöneticisi olan Maria Rossi, 'Müşterilerimizden biri, şirketini çocuklarına devretmek yerine tüm hisselerini satmayı tercih etti çünkü çocuklarının yönetim becerilerine güvenmiyordu' diyor. 'Bu kararda vergi yükü ikinci plandaydı.'
Nesiller arası kopukluk ve çözüm arayışları
Araştırma, zengin ailelerde nesiller arası çatışmanın da kontrol sorununu derinleştirdiğini ortaya koyuyor. Katılımcı aile şirketi sahiplerinin %65'i, mirasçılarının işi sürdürebilecek yetkinlikte olmadığını düşünüyor. Bu güvensizlik, birçok ailenin servet yönetimini profesyonellere devretmek yerine, vergi avantajlarından vazgeçip serveti elinde tutmasına yol açıyor.
Uzmanlar, çözümün erken ve şeffaf bir planlama olduğunu vurguluyor. 'Varlıklı bireylerin, ölümlerinden sonra değil, hayattayken aile üyeleriyle birlikte karar vermeleri gerekiyor' diyor finans danışmanı Dr. Emily Chen. 'Bu, hem kontrol duygusunu koruyor hem de vergisel avantajlar sunabiliyor. Örneğin, tröst yapıları veya aile anayasaları, hem yönetim kontrolünü sağlıyor hem de miras vergisini minimize ediyor.'
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'de de benzer eğilimlerin izlenebileceğine işaret ediyor. Türk aile şirketlerinin büyük çoğunluğu ikinci veya üçüncü kuşağa geçişte zorluk yaşıyor. TÜSİAD'ın 2022 raporuna göre, aile şirketlerinin yalnızca %30'u ikinci kuşağa, %10'u ise üçüncü kuşağa kalabiliyor. Kontrol kaybı korkusu, Türk iş dünyasında da yaygın; birçok iş insanı vergi avantajlarından vazgeçip şirketini satmayı tercih ediyor. Küresel vergi rekabeti ve Türkiye'nin artan vergi yükü, bu eğilimi daha da güçlendirebilir. Özellikle yeni vergi düzenlemeleri ve enflasyonist ortam, servet transferinde kontrol odaklı kararları tetikleyebilir. Türkiye'nin bu alanda aile şirketlerine yönelik teşvik ve danışmanlık mekanizmalarını güçlendirmesi, hem ekonomik sürdürülebilirlik hem de vergi gelirleri açısından kritik önem taşıyor.