İzlanda ölüyor mu? Dünya ölüyor mu? Andri Snær Magnason'un son kitabı 'Zaman ve Su' (Time and Water), bu hayati soruları sormakla birlikte, eleştirmenler tarafından iklim krizi yorumlarının yetersizliği ve aşırı kişisel anlatımla eleştiriliyor. Kitap, yazarın büyükannesinin ölümü ve İzlanda'nın hızla eriyen buzulları arasında bir bağ kurarak, insanın ölümlülüğü ile gezegenin kırılganlığını birleştirmeye çalışıyor. Ancak, iklim felaketine dair keskin ve somut analizler yerine, uzun felsefi düşüncelere ve kişisel anılara yer vermesi, okuyucuyu iklim krizinin aciliyetinden uzaklaştırabiliyor.
Bir Buzulun Hikayesi: Okjökull'un Ölümü
Magnason'un anlatısının merkezinde, 2014 yılında iklim değişikliği nedeniyle yeterince kalınlığını kaybettiği için 'buzul' statüsünü kaybeden Okjökull buzulu yer alıyor. Bu olay, İzlanda'da bir buzulun resmen 'öldüğü' ilk vaka olarak tarihe geçti. Kitap, bu buzulun erime hikayesini, insanın doğayla ilişkisine dair bir metafor olarak kullanıyor. Magnason, buzulun kaybını sadece çevresel bir felaket olarak değil, aynı zamanda kültürel ve duygusal bir kayıp olarak ele alıyor. Büyükannesinin ölüm döşeğinde buzulun fotoğraflarına bakarken hissettiklerini aktaran yazar, kişisel yası çevresel bir yasla birleştiriyor. Ancak bu yaklaşım, bazı eleştirmenler tarafından 'kendine dönük' ve 'gelişigüzel' olarak nitelendiriliyor; kitap, iklim bilimi ve politikasına dair somut veriler sunmak yerine, yazarın iç dünyasına odaklanıyor.
Grönland'dan Himalayalar'a: Küresel Bir Kriz
Magnason, İzlanda buzullarının erimesini küresel bir bağlama oturtarak Grönland ve Himalayalar'daki buzul kaybına da değiniyor. Grönland'da her yıl 280 milyar ton buz erirken, Himalayalar'da buzullar hızla geri çekiliyor; bu durum milyarlarca insanın su kaynağını tehdit ediyor. Kitap, buzulların erimesinin sadece deniz seviyesinin yükselmesi değil, aynı zamanda tatlı su kaynaklarının azalması, ekosistemlerin çökmesi ve karbon döngüsünün bozulması gibi zincirleme etkilerine dikkat çekiyor. Ancak bu bölümlerde yazar, kişisel anekdotlara ve edebi referanslara o kadar ağırlık veriyor ki, iklim biliminin temel gerçekleri arka planda kalıyor. Yine de kitap, 'gezegensel sınırlar' kavramını ve insanlığın Dünya üzerindeki etkisini anlamak için önemli bir çerçeve sunuyor.
İklim Kriziyle Yüzleşmek: Bir Anlatı Sorunu
Kitabın en güçlü yanı, iklim krizini bir 'anlatı' sorunu olarak ele alması. Magnason, iklim değişikliğinin soyut ve ezici boyutunun insanları harekete geçmekten alıkoyduğunu savunuyor. Ona göre, termodinamik yasaları ve karbon bütçeleri gibi kavramlar, duygusal bir bağ kurmayı zorlaştırıyor. Bu yüzden kitap, hikayeler ve metaforlar yoluyla iklim krizini daha anlaşılır ve hissedilir kılmaya çalışıyor. Ancak bu girişim, bazen aşırı duygusal ve felsefi bir anlatıma dönüşerek, iklim krizinin somut çözümlerine dair beklentileri karşılamıyor. Yine de, özellikle iklim aktivistleri ve çevre yazarları için ilginç bir perspektif sunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İzlanda buzullarının erimesi, doğrudan Türkiye'yi etkilemese de, küresel iklim değişikliğinin bir göstergesi olarak önem taşımaktadır. Türkiye, Akdeniz havzasında iklim değişikliğinden en çok etkilenecek ülkeler arasında yer almakta; su kaynaklarının azalması, kuraklık ve orman yangınları gibi sorunlarla karşı karşıyadır. Ayrıca, Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki buzullar da (örneğin Ağrı Dağı ve Cilo Dağı) erime tehlikesi altındadır. Bu nedenle, Magnason'un kitabının gündeme getirdiği buzul kaybı ve iklim krizi anlatısı, Türkiye'deki iklim politikalarının yeniden düşünülmesi ve kamuoyunda farkındalık yaratılması açısından bir fırsat olabilir. Küresel etkisi ise, deniz seviyesinin yükselmesiyle Türkiye'nin kıyı bölgelerini ve tarım alanlarını tehdit edecek bir sürecin parçasıdır.