Bugün 20'li yaşlarında olanlar, yetişkinliğe adım attıkları ilk dönemde, son yarım yüzyılın en zorlu ekonomik ve toplumsal koşullarıyla karşı karşıya. BBC için yapılan kapsamlı bir analiz, Z Kuşağı'nın iş bulma, ev sahibi olma ve geleceğe yönelik beklentiler açısından ebeveynlerinden ve hatta kendilerinden önceki nesillerden çok daha dezavantajlı bir başlangıç yaptığını ortaya koyuyor. Konut fiyatlarındaki astronomik artış, ücretlerin enflasyon karşısında erimesi ve iş güvencesizliği, gençleri hem maddi hem de manevi olarak tüketen bir tablo çiziyor.
Gelişmenin Arka Planı
Analiz, 1970'lerden bu yana genç yetişkinlerin yaşam koşullarını karşılaştıran verilere dayanıyor. İlk dikkat çeken bulgu, konut sahipliği oranlarındaki keskin düşüş. 1970'lerde 25-34 yaş arasındaki bireylerin yaklaşık yarısı ev sahibiyken, bu oran günümüzde üçte bire gerilemiş durumda. Özellikle büyük şehirlerde kira fiyatları, gençlerin gelirlerinin büyük bir kısmını barınma masraflarına ayırmasına yol açıyor. Örneğin, Londra gibi küresel finans merkezlerinde ortalama bir genç çalışan, gelirinin neredeyse %40'ını kiraya ödüyor.
İkinci kritik gösterge ise reel ücretlerdeki durgunluk. 2008 mali krizinden bu yana birçok gelişmiş ülkede ücret artışları enflasyonun gerisinde kaldı. Genç işçiler, giriş seviyesi pozisyonlarda genellikle asgari ücrete yakın maaşlarla çalışıyor ve bu maaşlar, artan yaşam maliyetini karşılamakta yetersiz kalıyor. Ayrıca, teknolojinin hızla değiştiği bir iş piyasasında, gençlerin aldığı eğitim ile işverenlerin aradığı beceriler arasındaki uçurum, işsizlik riskini artırıyor. Pandemi sonrası dönemde ise birçok genç işçi, esnek çalışma modellerine rağmen düşük ücretli ve güvencesiz işlerde yoğunlaşıyor.
Bölgesel veya Küresel Boyut
Bu sorun küresel bir nitelik taşıyor. ABD'de gençler, artan öğrenci kredisi borçlarıyla boğuşuyor; ortalama bir mezun, on binlerce dolarlık borçla iş hayatına başlıyor. Avrupa'da ise özellikle Güney Avrupa ülkelerinde genç işsizliği %30'lara ulaşırken, Doğu Avrupa'da beyin göçü genç nüfusu hızla azaltıyor. Gelişmekte olan ülkelerde durum daha da vahim; iklim değişikliğinin etkileri, tarım ve geçim kaynaklarını tehdit ederken, küresel ekonomik belirsizlikler gençlerin geleceğine yönelik umutsuzluk yaratıyor.
Uzmanlar, bu tablonun yalnızca bireysel bir sorun olmadığını, toplumsal sonuçları da beraberinde getirdiğini vurguluyor. Barınma sorunu yaşayan gençler, evlenme ve çocuk sahibi olmayı erteleyerek demografik yapıyı etkiliyor. İş güvencesizliği, geleceğe yatırım yapma isteğini azaltırken, siyasi istikrarsızlıklara zemin hazırlayabiliyor. Psikolojik etkiler de göz ardı edilemez: Anksiyete ve depresyon oranları, 20'li yaşlardaki bireyler arasında son yıllarda belirgin şekilde arttı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de tablo farklı değil; genç nüfus, işsizlik, düşük ücretler ve yüksek konut fiyatlarıyla benzer zorluklarla karşı karşıya. Küresel çapta yaşanan bu gelişme, Türkiye'nin genç işsizliğiyle mücadele politikalarını ve eğitim sistemini gözden geçirmesini zorunlu kılıyor. Ayrıca, gençlerin yurtdışına göç etme eğilimi, ülkenin nitelikli iş gücü kaybına yol açabilir. Bu nedenle, Türkiye'nin inovasyonu teşvik eden, genç girişimciliği destekleyen ve barınma sorununa çözüm üreten yapısal reformlara ihtiyacı var; aksi takdirde genç kuşakları ülkeye bağlamak giderek zorlaşacak.