Gelişmekte olan ülkelerde (EM) faaliyet gösteren şirketler, dört yıl aradan sonra ilk kez kâr beklentilerini aşarak yatırımcılara boğa piyasasının henüz başında olduğuna dair güçlü bir sinyal verdi. MSCI Gelişmekte Olan Piyasalar Endeksi'ndeki şirketlerin %54'ü, analistlerin kâr tahminlerini geride bıraktı. Bu oran, 2021'den bu yana en yüksek seviye olarak kaydedildi. Özellikle teknoloji, finans ve enerji sektörlerindeki şirketler, küresel talepteki toparlanma ve maliyet kontrolü sayesinde güçlü finansal sonuçlar açıkladı. Uzmanlar, bu eğilimin devam etmesi halinde gelişmekte olan piyasalara yönelik yabancı sermaye akışının hızlanabileceğini belirtiyor.
Kârlılıktaki Artışın Arkasındaki Faktörler
Gelişmekte olan ülkelerdeki şirketlerin kârlılığındaki bu ani yükseliş, birkaç temel faktöre dayanıyor. Birincisi, Çin’in yeniden açılması ve Asya-Pasifik bölgesindeki tedarik zincirlerinin normale dönmesi, bölge şirketlerinin ihracatını canlandırdı. İkincisi, emtia fiyatlarındaki görece istikrar ve enerji maliyetlerinin düşüşü, özellikle Brezilya, Rusya ve Orta Doğu'daki enerji şirketlerinin marjlarını iyileştirdi. Üçüncüsü, Hindistan ve Endonezya gibi büyük iç pazarlara sahip ülkelerde tüketim talebinin dirençli kalması, perakende ve hizmet sektörlerini besledi. Analistler, bu faktörlerin birleşiminin, gelişmekte olan piyasalarda sürdürülebilir bir kâr büyümesi dönemine işaret ettiğini vurguluyor.
Öte yandan, merkez bankalarının faiz indirim döngüsüne başlaması da şirketlerin borçlanma maliyetlerini düşürerek kârlılığı destekledi. Örneğin, Brezilya Merkez Bankası'nın politika faizini %13,75'ten %12,75'e indirmesi, yerel şirketlerin finansman giderlerini azalttı. Benzer şekilde, Şili ve Kolombiya'da da faiz indirimleri devam ediyor. Bu durum, gelişmekte olan piyasalardaki şirketlerin yatırım yapma ve büyüme kapasitelerini artırıyor.
Küresel Yatırımcıların Yeniden EM’lere Yönelmesi
Gelişmekte olan piyasalardaki bu kâr artışı, küresel yatırımcıların dikkatini yeniden bu bölgelere çevirdi. Morgan Stanley ve Goldman Sachs gibi büyük yatırım bankaları, EM hisselerine yönelik 'ağırlık artır' tavsiyesi verirken, fon akışı verileri de son üç ayda EM hisse senetlerine 20 milyar doların üzerinde net giriş olduğunu gösteriyor. Özellikle Tayvan, Güney Kore ve Hindistan borsaları, teknoloji ve yapay zeka odaklı şirketlerin öncülüğünde rekor seviyelere yükseldi. Uzmanlar, ABD'de faizlerin düşüş eğilimine girmesi ve doların zayıflamasının da EM varlıklarını cazip kıldığını belirtiyor.
Ancak jeopolitik riskler, bazı EM ülkelerindeki siyasi istikrarsızlıklar ve küresel resesyon endişeleri hâlâ yatırımcıların temkinli olmasına neden oluyor. Rusya-Ukrayna savaşının sürmesi, Çin-Tayvan gerilimi ve Orta Doğu'daki çatışmalar, EM hisselerinin volatilitesini artırabilecek faktörler arasında sayılıyor. Buna rağmen, kâr beklentilerindeki iyimserlik, kısa vadede EM piyasalarının olumlu ayrışabileceğine işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gelişmekte olan piyasalardaki bu kâr artışı eğilimi, Türkiye için de önemli fırsatlar barındırıyor. Türk şirketleri, özellikle ihracat odaklı sektörlerde (otomotiv, tekstil, beyaz eşya) benzer bir kârlılık artışı yakalayabilirse, yabancı yatırımcı ilgisi Türkiye'ye de yönelebilir. Ancak Türkiye'nin yüksek enflasyon, kur oynaklığı ve jeopolitik riskler (Suriye, Doğu Akdeniz) nedeniyle EM ortalamasının gerisinde kaldığı da unutulmamalı. Merkez Bankası'nın faiz indirimlerine rağmen enflasyonun dirençli seyretmesi, Türk şirketlerinin maliyet avantajını sınırlıyor. Yine de, bölgesel ticaret anlaşmaları ve Avrupa'ya yakınlık gibi avantajlarıyla Türkiye, EM odaklı yatırım fonları için potansiyel bir durak olmaya devam ediyor. Bu dönemde yapısal reformlar ve makroekonomik istikrarın sağlanması, Türkiye'nin bu yükselişten pay alması için kritik önem taşıyor.