İran'a yönelik savaş, Ukrayna savaşına önemli bir açıdan benzemeye başladı: Her iki savaş da hızlı sonuç alınamayınca, siyasi mantık gereği uzun süreli çatışmalara dönüşüyor. Operasyonel olarak savaşlar hâlâ birbirinden farklı; Ukrayna geniş çaplı bir kara işgaliyken, İran savaşı henüz o aşamaya gelmedi. Ancak hızlı sonuç alınamaması durumunda her iki savaşın siyasi mantığı, yönetilen istikrarsızlık modeline kayıyor. Bu model, savaşın tarafları için tam zafer ya da tam yenilgi yerine, kontrol edilebilir bir kaosu sürdürmeyi amaçlıyor.
Savaşların Arka Planı ve Yönetilen İstikrarsızlık
Ukrayna savaşı, Rusya'nın 2022'de başlattığı geniş çaplı işgalle başladı. Batı'nın Ukrayna'ya verdiği destek, Rusya'nın hızlı zafer umutlarını suya düşürdü. Savaş, bir yıldan fazla süredir devam ediyor ve her iki taraf da kesin bir üstünlük sağlayamıyor. Benzer şekilde, İran'a yönelik savaş da (ABD ve İsrail'in İran'la yaşadığı gerilim) hızlı bir çözüm üretemedi. ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları ve askeri tehditleri, İran'ın nükleer programını durdurmadı; aksine İran, bölgedeki vekil güçler üzerinden etkisini artırdı.
Her iki savaşta da taraflar, tam bir zafer kazanamayacaklarını anladıklarında, çatışmayı dondurma veya düşük yoğunluklu çatışma stratejisi izliyor. Bu strateji, yönetilen istikrarsızlık olarak adlandırılıyor. Yönetilen istikrarsızlık, bir tarafın diğerine üstünlük sağlamasını engellerken, aynı zamanda savaşın taraflar için maliyetini de kontrol altında tutmayı hedefliyor. Ancak bu durum, savaşın sona ermesini zorlaştırıyor ve bölgesel istikrarsızlığı kalıcı hale getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Ukrayna savaşı, NATO ile Rusya arasında bir vekalet savaşına dönüştü. Batı, Ukrayna'ya silah ve mali destek sağlarken, Rusya da İran ve Kuzey Kore gibi ülkelerden destek alıyor. Bu durum, savaşı küresel bir güç mücadelesine dönüştürdü. İran savaşı ise Ortadoğu'da yeni bir cephe açtı. İsrail'in Gazze saldırıları ve Hizbullah ile yaşanan gerilim, İran'ı doğrudan hedef haline getirdi. ABD'nin İran'a yönelik politikası, bölgede istikrarsızlığı artırırken, İran da nükleer programını hızlandırarak yanıt veriyor.
Her iki savaşın da uzaması, küresel ekonomiyi olumsuz etkiliyor. Enerji fiyatları dalgalanıyor, tedarik zincirleri bozuluyor ve enflasyon baskısı artıyor. Ayrıca, mülteci krizi ve insani felaketler, bölgesel istikrarı daha da tehdit ediyor. Uluslararası kurumlar, savaşların sona ermesi için diplomatik çözümler arıyor ancak tarafların uzlaşmaz tutumu nedeniyle somut bir ilerleme kaydedilemiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem Ukrayna hem de İran savaşlarından doğrudan etkileniyor. Ukrayna savaşı, Karadeniz'de güvenlik riskini artırırken, Türkiye'nin arabuluculuk rolünü öne çıkarıyor. İran savaşı ise Türkiye'nin enerji ithalatı ve sınır güvenliği açısından kritik. Türkiye, İran'la ticari ilişkilerini sürdürürken, ABD'nin yaptırımlarına uymak zorunda kalıyor. Ayrıca, İran'daki istikrarsızlık, Türkiye'ye yönelik mülteci akını ve terör riskini artırabilir. Türkiye, denge politikası izleyerek her iki savaşta da diplomatik çözümler için çaba göstermeli ve bölgesel istikrarı önceliklendirmeli.