Yeni Zelanda, Çin'in Pasifik'te artan nüfuzuna karşı bölgesel savunma diplomasisini hızlandırdı. Wellington yönetimi, Nisan ayından bu yana Papua Yeni Gine ile savunma anlaşması imzaladı, Cook Adaları ile güvenlik deklarasyonu yayımladı ve Fiji ile benzer bir mutabakat zeminini kamuoyuna duyurdu. Bu üç adım, ülkenin dört ay gibi kısa bir sürede tamamladığı en kapsamlı Pasifik güvenlik hamlesi olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, bu girişimlerin yalnızca askeri iş birliğini değil, aynı zamanda bölgesel istikrar ve egemenlik vurgusunu da içerdiğini belirtiyor.
Gelişmenin arka planı: Yeni Zelanda'nın Pasifik savunma atağı
Yeni Zelanda Başbakanı Christopher Luxon, bu yılın başından itibaren Pasifik ülkeleriyle savunma ilişkilerini derinleştirmek için yoğun bir diplomasi trafiği yürüttü. İlk somut adım, Nisan ayında Papua Yeni Gine ile imzalanan savunma iş birliği anlaşması oldu. Bu anlaşma, deniz güvenliği, eğitim ve istihbarat paylaşımı gibi alanları kapsıyor. Ardından Cook Adaları ile güvenlik deklarasyonu imzalandı; bu deklarasyon, iki ülke arasındaki geleneksel bağları güçlendirirken, ortak devriye operasyonları ve afet müdahale kapasitesinin artırılmasını öngörüyor. Temmuz ayında ise Fiji ile benzer bir mutabakat zaptının görüşüldüğü ve yakın zamanda imzalanmasının beklendiği açıklandı.
Yeni Zelanda Savunma Bakanı Judith Collins, yaptığı açıklamada, “Pasifik ailemizle dayanışmayı güçlendiriyoruz. Bu anlaşmalar, bölgesel güvenliğe olan bağlılığımızın somut göstergesidir” ifadelerini kullandı. Collins, ayrıca bu ortaklıkların Çin'e karşı değil, bölgesel istikrarı sağlamaya yönelik olduğunu vurguladı. Ancak uluslararası gözlemciler, bu hamlelerin Çin'in Pasifik'teki askeri ve ekonomik nüfuzunu dengeleme stratejisinin bir parçası olduğunu düşünüyor. Özellikle Çin, geçtiğimiz yıllarda Solomon Adaları ile güvenlik anlaşması imzalayarak bölgede askeri üs kurma sinyali vermişti.
Yeni Zelanda'nın bu adımları, Avustralya ve ABD ile koordineli bir şekilde ilerliyor. Avustralya, geçtiğimiz ay Pasifik ülkeleriyle benzer savunma anlaşmaları imzalarken, ABD de Pasifik Adaları Zirvesi'nde güvenlik yardımlarını artıracağını duyurdu. Bu üç ülkenin eş güdümlü hareketi, Çin'in bölgedeki etkisini sınırlama amacını taşıyor. Ancak bazı analistler, Yeni Zelanda'nın bu hamlelerinin, Çin ile ekonomik ilişkilerini bozabileceği uyarısında bulunuyor. Wellington, Çin ile güçlü ticari bağlara sahip; Çin, Yeni Zelanda'nın en büyük ikinci ticaret ortağı konumunda.
Bölgesel ve küresel boyut: Pasifik'te güç dengesi değişiyor
Pasifik Okyanusu'ndaki bu gelişmeler, dünyanın en büyük jeopolitik rekabet alanlarından biri olarak görülüyor. Çin, 2022'de imzaladığı Solomon Adaları anlaşmasıyla ilk kez bölgede askeri varlık gösterme potansiyeline sahip oldu. Bu durum, Avustralya ve Yeni Zelanda'nın güvenlik endişelerini artırdı. Buna karşılık, bölgesel ittifaklar güçlendiriliyor; ABD, İngiltere ve Avustralya arasındaki AUKUS paktı, Pasifik'te denizaltı teknolojisi iş birliğini içeriyor. Yeni Zelanda ise bu paktın dışında kalmayı tercih etse de, bireysel savunma anlaşmalarıyla bölgesel güvenlik mimarisine katkı sağlıyor.
Uzmanlar, Yeni Zelanda'nın bu adımlarını “bağımsız ama uyumlu” bir strateji olarak değerlendiriyor. Wellington, Çin'i hedef almadan bölgesel istikrarı önceliklendiren bir dil kullanıyor; ancak eylemleriyle Batı ittifakının bir parçası olduğunu gösteriyor. Öte yandan, Pasifik ada ülkeleri de bu rekabeti kendi çıkarlarına göre yönetmeye çalışıyor. Özellikle Fiji ve Papua Yeni Gine, hem Çin'den hem de Batı'dan gelen yatırım ve güvenlik desteğini dengeli bir şekilde kabul ediyor. Bu durum, bölgenin iç dinamiklerinin karmaşıklığını ortaya koyuyor. Küresel ölçekte ise bu gelişmeler, Çin ile ABD arasındaki stratejik rekabetin Pasifik'e yayıldığını gösteren önemli bir örnek olarak öne çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Pasifik bölgesindeki varlığını ve nüfuzunu artırma çabaları açısından dolaylı bir önem taşıyor. Türkiye, son yıllarda Asya-Pasifik'te diplomatik ve ekonomik iş birliklerini genişletiyor; bu kapsamda Pasifik Adaları ile de temaslarını artırıyor. Yeni Zelanda'nın bölgesel savunma anlaşmaları, Türkiye için bağımsız aktörlerin önemini bir kez daha vurguluyor. Ankara, bu tür gelişmeleri, küresel güç dengesindeki kaymaların bir yansıması olarak değerlendirebilir ve kendi çok yönlü dış politikasında Pasifik'e yönelik adımlarını güçlendirebilir. Ancak Türkiye'nin doğrudan bir güvenlik çıkarı bulunmuyor; bu nedenle etki, daha çok diplomatik ve ekonomik fırsatlar üzerinden değerlendirilebilir.