Yeni Zelanda, iklim değişikliği kaynaklı zararlar için büyük fosil yakıt şirketleri ve emisyon üreticilerine karşı açılacak davaların önünü kesen tartışmalı bir yasayı kabul etti. Hükümetin 'iklim davaları kısıtlaması' olarak adlandırdığı düzenleme, şirketlerin sera gazı emisyonlarının yol açtığı zararlardan dolayı yalnızca mevcut yasal çerçevede sorumlu tutulabileceğini, bu kapsamın dışında yeni hukuki sorumluluklar yaratılamayacağını öngörüyor. Yasa, özellikle iklim değişikliğinin etkileri nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığını iddia eden bireylerin, yerli toplulukların ve çevre örgütlerinin şirketlere açtığı davaları etkisiz hale getiriyor. Bu düzenleme, küresel iklim aktivizmi ve hukuk alanında geniş yankı uyandırdı.
İklim Davalarına Yasal Kısıtlama
Yeni Zelanda Adalet Bakanı Paul Goldsmith, yasayı savunurken amacın 'yasal belirsizliği ortadan kaldırmak' ve 'ekonomik kalkınmayı engellememek' olduğunu söyledi. Goldsmith, 'İklim değişikliğini ele almak elbette önemli, ancak bunu yaparken geçmişe dönük yasal sorumluluklar yaratmak, yeniliği ve yatırımları baltalayabilir' diye konuştu. Ancak eleştirmenler, bu yasanın iklim krizine karşı mücadelede önemli bir caydırıcılık mekanizmasını ortadan kaldırdığını savunuyor.
Yasa, özellikle Smith v Fonterra davasında Yeni Zelanda Yüksek Mahkemesi'nin 2024'te verdiği emsal kararın ardından gündeme geldi. Bu davada mahkeme, Fonterra gibi büyük emisyon üreticilerinin iklim değişikliğine katkılarından dolayı hukuki olarak sorumlu tutulabileceğine hükmetmişti. Māori yerli halkından Mike Smith'in açtığı bu dava, şirketlerin iklim zararlarına karşı dava edilebileceği yönünde uluslararası hukukta dönüm noktası olarak görülmüştü. Ancak çıkarılan yeni yasa, bu tür davaların önünü keserek mahkeme kararını uygulanamaz hale getiriyor.
Küresel Yansımalar ve Tepkiler
Yeni Zelanda'nın bu adımı, dünya genelinde iklim davalarının arttığı bir döneme denk geldi. Uluslararası Adalet Divanı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi kurumlar, iklim değişikliğinin insan hakları üzerindeki etkilerine ilişkin önemli kararlar alırken; Avustralya, Hollanda ve Almanya gibi ülkelerde şirketlere karşı iklim davaları açılıyor. Çevre hukuku uzmanları, Yeni Zelanda'nın bu düzenlemesinin küresel çapta emsal oluşturabileceği ve diğer hükümetleri de fosil yakıt şirketlerini koruyucu yasal düzenlemelere teşvik edebileceği uyarısında bulunuyor.
Greenpeace Yeni Zelanda İcra Direktörü Russel Norman, yasanın 'demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne aykırı' olduğunu belirterek, 'Bu yasa, büyük kirleticileri hesap vermez hale getiriyor ve iklim krizinin mağdurlarının adalet arayışını engelliyor' ifadelerini kullandı. İklim aktivisti Mike Smith ise kararı 'ezici bir hayal kırıklığı' olarak nitelendirdi. Öte yandan hükümet, yasanın mevcut uluslararası anlaşmalarla uyumlu olduğunu ve iklim hedeflerine ulaşmayı engellemediğini öne sürüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yeni Zelanda'nın iklim davalarını sınırlandıran yasası, Türkiye açısından dolaylı da olsa önemli çıkarımlar içeriyor. Türkiye, Paris İklim Anlaşması'nı onaylamış ve 2053 net sıfır hedefini açıklamış bir ülke olarak, iklim hukuku alanında yeni düzenlemeler hazırlıyor. Bu gelişme, Türkiye'de benzer tartışmalara yol açabilir; özellikle enerji şirketlerinin iklim zararlarından sorumlu tutulması konusu gündeme gelebilir. Ayrıca, Türkiye'nin iklim değişikliğiyle mücadele konusunda attığı adımların, uluslararası hukuk ve ticaret anlaşmaları açısından Yeni Zelanda örneğiyle karşılaştırılabileceği belirtiliyor. Küresel iklim davalarındaki bu gerileme, Türkiye'nin iklim politikalarını gözden geçirmesi ve şirketlerin sorumluluğu konusunda net bir çerçeve belirlemesi gerektiğini ortaya koyuyor.