İran destekli Husi isyancıların Yemen'in güneybatısındaki Bab el-Mendeb Boğazı'nı ele geçirmek için başlattığı askeri operasyon, ülke genelinde yeni bir yerinden edilme dalgasını tetikledi. Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Göç Örgütü (IOM) verilerine göre, saldırıların başlamasından bu yana 70 binden fazla kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı. Yerinden edilenlerin büyük bölümü Aden kentine ve çevresine sığınırken, yaklaşık 1.400 kişi deniz yoluyla komşu Cibuti'ye geçti. BM, artan çatışmaların zaten kırılgan olan insani durumu daha da kötüleştirdiği konusunda uyarıyor.
Çatışmaların arka planı ve insani kriz
Yemen, 2014 yılından bu yana Husi isyancılar ile Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun desteklediği hükümet güçleri arasında şiddetli bir iç savaşa sahne oluyor. Bab el-Mendeb Boğazı, Kızıldeniz'i Aden Körfezi'ne bağlayan ve küresel deniz ticaretinin yaklaşık %10'unun geçtiği stratejik bir su yolu. Husilerin bu bölgeyi ele geçirme girişimi, hem askeri hem de ekonomik açıdan kritik bir hamle olarak değerlendiriliyor. Son haftalarda yoğunlaşan çatışmalar, özellikle Taiz ve Hudeyde cephe hatlarında sivil kayıpları artırdı ve altyapıyı tahrip etti.
Yerinden edilen ailelerin çoğu, temel ihtiyaçlardan yoksun durumda. Aden'e sığınan binlerce kişi, okul ve cami gibi kamusal binalarda barınıyor; ancak bu tesisler artan nüfusu kaldıramıyor. IOM sözcüsü, "Yeni gelenler için barınma, gıda ve sağlık hizmetleri son derece yetersiz. İnsani yardım koridorlarının açılması hayati önem taşıyor" açıklamasında bulundu. Cibuti'ye geçenler ise Obock'taki geçici kamplarda tutuluyor; buradaki koşulların da kötüleştiği bildiriliyor.
BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), Yemen'de 2023 yılında 4,5 milyon kişinin yerinden edildiğini, toplamda 21 milyondan fazla insanın insani yardıma muhtaç olduğunu hatırlatıyor. Ülke, dünyanın en büyük insani krizlerinden biri olarak tanımlanıyor. Kolera salgını, gıda güvensizliği ve yakıt kıtlığı gibi sorunlar, yeni yerinden edilme dalgasıyla daha da derinleşebilir.
Bölgesel ve küresel boyut
Husi saldırısının arkasında İran'ın bölgesel nüfuz mücadelesi yatıyor. Tahran, Husilere silah ve finansal destek sağlayarak Suudi Arabistan ve müttefiklerini zayıflatmayı hedefliyor. Bab el-Mendeb Boğazı'nın kontrolü, İran'a Kızıldeniz'de stratejik bir üstünlük kazandırabilir ve küresel petrol ticaretini tehdit edebilir. ABD ve Avrupa ülkeleri, bölgedeki deniz trafiğinin güvenliği için endişeli. Son dönemde Kızıldeniz'de Husi saldırıları nedeniyle birçok geminin rotasını değiştirmesi, küresel tedarik zincirlerinde gecikmelere ve maliyet artışlarına yol açtı.
Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, Husilerin ilerleyişini durdurmak için hava saldırılarını yoğunlaştırdı; ancak bu saldırılar sivil kayıpları artırıyor ve insani erişimi zorlaştırıyor. BM Yemen Özel Temsilcisi, tarafları acil ateşkese ve müzakere masasına dönmeye çağırdı. Ancak şu ana kadar çağrılar sonuçsuz kaldı. Uluslararası toplum, Yemen'deki insani felakete dikkat çekmek için yeni bir bağış konferansı düzenlemeyi planlıyor.
Yemen'deki istikrarsızlık, bölgesel güvenlik dengelerini de etkiliyor. Ülke toprakları, El Kaide ve DEAŞ gibi terör örgütlerinin sığınaklarından biri haline gelmiş durumda. Ayrıca, Yemen'den kaçan mülteciler komşu ülkelere (Suudi Arabistan, Umman, Cibuti) akın ederek bu ülkelerde de ekonomik ve sosyal baskı oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen'deki kriz, Türkiye'nin bölgesel istikrar ve deniz güvenliği açısından yakından takip ettiği bir konu. Bab el-Mendeb Boğazı, Türk deniz ticareti ve enerji nakliyatı için kritik bir geçiş noktası. Boğazın Husi kontrolüne geçmesi veya istikrarsızlaşması, Süveyş Kanalı üzerinden Avrupa'ya giden Türk ihraç ürünlerinin maliyetini artırabilir. Ayrıca Türkiye, Yemen'deki insani krize insani yardım göndererek bölgesel sorumluluk üstleniyor. Ancak artan İran nüfuzu, Türkiye'nin Suudi Arabistan ve BAE ile olan ilişkilerini dengelemesini gerektiriyor. Ankara, ateşkes ve siyasi çözüm çağrılarını destekleyerek istikrarın sağlanmasına katkı sunabilir.