Yemen hükümet güçleri, İran destekli Husilerin 10 Eylül'de kontrolünü ele geçirdiği Kızıldeniz kıyısındaki stratejik Mokha liman kentine yönelik askeri bir operasyon başlattı. Husilerin bu hamlesi, Yemen iç savaşında kritik bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Mokha, Kızıldeniz'in güney girişinde, Bab el-Mendeb Boğazı'na yakın konumuyla hem insani yardım koridorları hem de askeri sevkiyat açısından büyük önem taşıyor. Hükümet güçlerinin operasyonu, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun hava desteğiyle yürütülüyor. Çatışmaların şiddetlenmesiyle birlikte bölgede sivil kayıplar ve yerinden edilme riski artıyor.
Mokha'nın stratejik önemi ve çatışmanın arka planı
Mokha, Yemen'in güneybatısında, Taiz iline bağlı bir liman kenti. Kızıldeniz'e kıyısı olan Mokha, tarih boyunca kahve ticaretiyle anılsa da bugün stratejik bir askeri ve insani liman olarak öne çıkıyor. Bab el-Mendeb Boğazı'na sadece 60 kilometre uzaklıkta bulunması, kenti hem Husiler hem de Yemen hükümeti için hayati kılıyor. Husiler, 10 Eylül'de düzenledikleri ani bir saldırıyla Mokha'yı ele geçirerek Kızıldeniz'deki varlıklarını genişletmişti. Bu hamle, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin desteklediği hükümet güçleri için ağır bir darbe oldu. Hükümet güçleri şimdi kenti geri almak için kara ve hava operasyonlarını yoğunlaştırmış durumda. Husiler ise kenti savunmak için çevre bölgelerden takviye gönderiyor. Çatışmalar, Yemen'in batısında yeni bir cephe açılmasına yol açtı. Birleşmiş Milletler, taraflara sivil kayıpları önleme çağrısı yaparken, insani yardım kuruluşları Mokha limanının kapanmasının milyonlarca kişiyi açlıkla karşı karşıya bırakabileceği uyarısında bulunuyor. Yemen zaten dünyanın en büyük insani krizlerinden birini yaşıyor; ülke nüfusunun yüzde 80'i yardıma muhtaç durumda.
Husiler, 2014'ten bu yana başkent Sanaa ve çevresini kontrol ediyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon ise 2015'ten beri Husilere karşı Yemen hükümetini destekliyor. Mokha'nın kaybı, koalisyon için prestij kaybı anlamına gelirken, Husilerin Kızıldeniz'deki etkisini artırması bölgesel güvenlik endişelerini derinleştiriyor. İran'ın Husilere verdiği destek, çatışmayı vekalet savaşına dönüştürmüş durumda. ABD ve Batılı ülkeler, Husilerin Kızıldeniz'deki saldırılarının küresel deniz ticaretini tehdit ettiğini belirtiyor. Son aylarda Husilerin İsrail bağlantılı gemilere yönelik saldırıları, Kızıldeniz'de gerilimi artırmıştı. Mokha'nın stratejik konumu, bu saldırılar için ileri bir üs olarak kullanılabilir.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Mokha'daki çatışmalar, Yemen iç savaşının bölgesel bir vekalet savaşına dönüştüğünü bir kez daha gösteriyor. Suudi Arabistan ve BAE, Yemen hükümetini desteklerken, İran Husilere askeri ve mali yardım sağlıyor. Bu durum, Orta Doğu'da Sünni-Şii eksenli bir çatışma hattı oluşturuyor. Kızıldeniz, küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12'sinin geçtiği bir su yolu. Mokha'nın Husilerin eline geçmesi, bu rotanın güvenliğini tehdit ediyor. Uluslararası denizcilik şirketleri, rotalarını değiştirmek zorunda kalabilir. ABD, bölgede deniz güvenliğini sağlamak için koalisyon güçlerini artırabilir. Birleşmiş Milletler, Yemen'de siyasi çözüm için çağrılarını sürdürüyor ancak taraflar arasındaki güven bunalımı nedeniyle müzakereler ilerlemiyor. Mokha operasyonu, barış çabalarını daha da zorlaştırabilir. İnsani yardım kuruluşları, limanın kapanması halinde Yemen'in kuzeyine yardım ulaştırmanın neredeyse imkansız hale geleceğini belirtiyor. Bu durum, zaten kırılgan olan ateşkes anlaşmalarını da tehlikeye atabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen'deki Mokha çatışması, Türkiye'nin Orta Doğu politikaları açısından dolaylı da olsa önem taşıyor. Türkiye, Yemen krizinde taraf olmaktan kaçınsa da Kızıldeniz'in güvenliği, Türkiye'nin Afrika ve Asya'ya açılan deniz ticaret yollarını etkiliyor. Husilerin Kızıldeniz'deki saldırıları, küresel enerji fiyatlarını ve deniz taşımacılığını olumsuz etkileyerek Türkiye ekonomisine yansıyabilir. Ayrıca Türkiye, Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini normalleştirme sürecinde; Yemen'deki gelişmeler bu dengeleri etkileyebilir. İran'ın Husiler üzerinden artan etkisi, Türkiye'nin bölgesel güvenlik hesaplarında dikkate alması gereken bir faktör. Türkiye, insani yardım ve diplomatik çözüm çağrılarıyla bölgede istikrarın sağlanmasına katkı sunabilir.