Birleşmiş Milletler, Yemen'de çatışmaların yeniden şiddetlenmesi sonucu son aylarda 250 binden fazla kişinin ülke içinde yerinden edildiğini bildirdi. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) tarafından yapılan açıklamaya göre, Husiler ile Yemen hükümeti yanlısı güçler arasındaki çatışmalar, özellikle Marib, Taiz ve Hodeidah cephe hatlarında yoğunlaşırken, sivil halkın güvenli bölgelere kaçışı hızlandı. Ülke genelinde zaten dünyanın en büyük insani krizlerinden biri yaşanırken, yeni yerinden edilme dalgası yardım kuruluşlarının kapasitesini zorluyor.
İnsani Durumun Arka Planı
Yemen'de 2014 yılından bu yana süren iç savaş, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun 2015'te başlattığı askeri müdahale ile daha da derinleşti. Birleşmiş Milletler'e göre ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 80'i insani yardıma muhtaç durumda. Son raporlar, 250 binden fazla kişinin sadece son birkaç ay içinde evlerini terk etmek zorunda kaldığını gösteriyor. Bu, zaten yerinden edilmiş milyonlarca insanın üzerine eklenen yeni bir yük. BM yetkilileri, yerinden edilen ailelerin çoğunun zaten yetersiz olan barınma, gıda ve sağlık hizmetlerine erişimde ciddi sıkıntılar yaşadığını vurguluyor.
Çatışmaların yoğunlaştığı Marib kenti, hükümetin son önemli kalelerinden biri olması nedeniyle stratejik öneme sahip. Husilerin bu bölgeye yönelik saldırıları, sivil kayıpları artırırken, binlerce aile çevre köylere ve komşu illere kaçıyor. Taiz ve Hodeidah'ta da benzer şekilde çatışmalar sürüyor. Hodeidah'ta 2018'de imzalanan ateşkes anlaşmasına rağmen zaman zaman ihlaller yaşanıyor. BM arabuluculuk çabaları ise istenen sonucu vermiyor; siyasi çözüm umutları her geçen gün azalıyor.
İnsani yardım kuruluşları, artan ihtiyaçlara rağmen finansman sıkıntısı çekiyor. Dünya Gıda Programı (WFP), Yemen'de gıda yardımlarını sürdürebilmek için acil kaynağa ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor. Yerinden edilen insanların birçoğu kamplarda veya geçici barınaklarda hayatta kalmaya çalışıyor; temiz su ve sanitasyon eksikliği hastalık riskini artırıyor. Kolera salgını endişesi de kapıda.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yemen krizi, sadece ülke içi bir trajedi değil, aynı zamanda bölgesel güç dengelerinin bir yansıması. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin desteklediği hükümet güçleri ile İran'ın desteklediği Husiler arasındaki mücadele, Orta Doğu'da vekalet savaşlarının tipik bir örneği. Kızıldeniz'deki güvenlik sorunları, küresel ticaret yollarını da tehdit ediyor. Son dönemde Husilerin Kızıldeniz'deki gemilere yönelik saldırıları, uluslararası nakliye maliyetlerini artırdı ve bölgesel istikrarsızlığı derinleştirdi.
BM Güvenlik Konseyi, Yemen'de ateşkes sağlanması için çağrılarını yineliyor ancak taraflar arasındaki güven bunalımı çözümü zorlaştırıyor. İnsani yardım kuruluşları, Yemen halkının acil ihtiyaçlarının karşılanması için uluslararası toplumun daha fazla sorumluluk alması gerektiğini vurguluyor. Ancak küresel gündemin Ukrayna ve Gazze gibi diğer krizlerle meşgul olması, Yemen'e yönelik ilgiyi azaltmış durumda. Uzmanlar, ilgisizliğin insani felaketi daha da büyüteceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen'deki insani krize kayıtsız değil; bugüne kadar çeşitli yardım paketleri gönderdi ve BM çatılı çözüm süreçlerini destekledi. Ancak çatışmaların yeniden alevlenmesi ve yerinden edilmelerin artması, bölgesel istikrarsızlığı derinleştirerek Türkiye'nin Orta Doğu politikalarını ve enerji güvenliğini dolaylı olarak etkiliyor. Kızıldeniz'deki güvenlik sorunları, Türk ticaret gemileri için risk oluştururken, Yemen'deki istikrarsızlık İran'ın bölgesel etkisini artırabilir. Türkiye'nin insani diplomasi ve arabuluculuk rollerini güçlendirmesi, hem bölgesel barışa hem de küresel imajına katkı sağlayabilir.