Yemen'de 2022 yılında imzalanan ateşkes, cephe hatlarını büyük ölçüde dondurmuş olsa da, ülke yeniden iç savaşın kıyısına sürükleniyor. Uluslararası alanda tanınan ve Suudi Arabistan tarafından desteklenen hükümet güçleri ile İran destekli Husiler arasındaki çatışmalar, geleneksel cephe hatlarının çok ötesine taşınmış durumda. Balistik füzeler ve silahlı insansız hava araçları (SİHA), artık yerleşik mevzilerin çok uzağındaki hedefleri vuruyor. Hükümete bağlı güçler, Husilerin sızma girişimlerine karşı daha agresif bir tutum sergiliyor. Bu durum, ateşkesin kırılgan yapısını gözler önüne sererken, Yemen'in yeniden tam ölçekli bir savaşa sürüklenme riskini artırıyor. Uzmanlar, taraflar arasındaki güvenin neredeyse tamamen kaybolduğunu ve mevcut ateşkesin her an çökebileceğini belirtiyor.
Gelişmenin Arka Planı
Yemen'deki iç savaş, 2014 yılında Husilerin başkent Sana'yı ele geçirmesiyle başlamıştı. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, 2015 yılında uluslararası alanda tanınan hükümeti desteklemek amacıyla askeri müdahalede bulunmuştu. 2022 yılının Nisan ayında imzalanan ateşkes, ülkeyi tam anlamıyla sakinleştirmese de, büyük ölçekli çatışmalara bir süre ara vermişti. Ancak bu ateşkes, taraflar arasındaki temel anlaşmazlıkları çözmekten uzaktı.
Son aylarda yaşanan gelişmeler, savaşın dinamiklerinin değiştiğini gösteriyor. Husiler, yeni aldıkları balistik füze ve SİHA'larla, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki (BAE) ekonomik hedeflere saldırılar düzenliyor. Buna karşılık, hükümet güçleri ve koalisyon, Husilerin kontrolündeki bölgelere yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırıyor. Özellikle Kızıldeniz'deki nakliye hatları, her iki tarafın da hedefi haline gelmiş durumda. Bu durum, bölgesel ticaret güvenliğini tehdit ederken, küresel enerji piyasalarını da olumsuz etkiliyor.
Yemen'in kuzeyindeki bazı bölgelerde hükümet güçlerinin Husilere karşı ilerleme kaydettiği, ancak bu ilerlemelerin kalıcı olmadığı gözlemleniyor. Ateşkesin izlenmesi konusunda taraflar arasında anlaşmazlıklar sürüyor. Birleşmiş Milletler (BM) arabuluculuğunda yürütülen müzakereler, henüz kalıcı bir barış anlaşmasıyla sonuçlanmış değil. Uzmanlar, taraflar arasındaki güvensizliğin derinleştiğini ve her iki tarafın da askeri çözüm seçeneğini masada tuttuğunu vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yemen'deki çatışmanın bölgesel ve küresel yansımaları giderek artıyor. Husilerin İran'dan aldığı askeri destek, bölgedeki mezhepsel gerilimi körüklüyor. Suudi Arabistan ve BAE, kendi güvenlik çıkarlarını korumak amacıyla Yemen'deki aktörleri desteklemeye devam ediyor. Bu durum, bölgedeki güç mücadelesini derinleştiriyor.
Kızıldeniz'deki güvenlik tehditleri, küresel ticaret ve enerji arzı açısından kritik önem taşıyor. Dünya ticaretinin önemli bir kısmı bu su yolundan geçiyor. Husilerin bu güzergahlara yönelik saldırıları, uluslararası toplumun dikkatini Yemen'e çekiyor. Ayrıca, İran'ın nükleer programı konusundaki gerilimler, Yemen'deki vekalet savaşının daha geniş bir bölgesel çatışmanın parçası haline geldiğini gösteriyor.
ABD'nin Yemen politikası da değişim sinyalleri veriyor. Washington, Suudi Arabistan'la ilişkilerini yeniden tanımlama çabasında. Ancak, Husilerin saldırılarına karşı sert önlemler alınması yönündeki baskılar artıyor. BM ve diğer uluslararası kuruluşlar, insani krizin derinleştiği Yemen'de acil ateşkes çağrısı yapıyor. Ancak tarafların birbirine güvenmemesi, barış çabalarını akim bırakıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen'deki çatışmanın yeniden alevlenmesi, Türk dış politikası açısından Kızıldeniz güvenliği ve enerji ticareti boyutuyla öne çıkıyor. Türkiye, bölgede istikrarın sağlanması ve meşru hükümetin toprak bütünlüğünün korunmasından yana bir tutum sergiliyor. Ancak bu süreç, Türkiye'nin İran ve Suudi Arabistan'la rekabetinde denge kurmasını gerektiriyor. Ayrıca, Yemen'deki insani kriz, Türkiye'nin insani yardım politikaları açısından önem taşıyor. Türkiye, BM nezdinde sürdürülen barış çabalarını desteklerken, olası bir göç dalgası ve güvenlik risklerine karşı da hazırlıklı olmalıdır. Sonuç olarak, Yemen'deki gelişmeler Türkiye'nin bölgesel politikalarını doğrudan etkileme potansiyeline sahiptir.