2026 yılının ilk altı ayı, küresel finans piyasaları için tarihi bir dönem oldu. Yapay zeka (YZ) odaklı yatırım heyecanı, teknoloji şirketlerinin rekor karlar açıklamasıyla birleşince, dünya genelinde hisse senedi endeksleri yeni zirvelere tırmandı. ABD'de S&P 500 endeksi yılın ilk yarısında yüzde 18, Nasdaq ise yüzde 22 değer kazanırken, Avrupa'nın önde gelen endeksleri de benzer bir performans sergiledi. Şimdi ise yatırımcılar, merkez bankalarının faiz politikaları, jeopolitik riskler ve YZ balonu endişeleri arasında yılın ikinci yarısına odaklanmış durumda. Piyasaların bu ivmeyi koruyup koruyamayacağı, küresel ekonomi için belirleyici olacak.
Büyümenin Arkasındaki Dinamikler
Küresel borsalardaki yükselişin ana itici gücü, şüphesiz yapay zeka teknolojilerine olan yoğun ilgi oldu. Özellikle Nvidia, Microsoft ve Alphabet gibi teknoloji devleri, YZ alanındaki yatırımlarının karşılığını rekor düzeyde karlılıkla aldı. Nvidia'nın hisseleri ilk yarıda yüzde 80'den fazla yükselirken, şirketin veri merkezi gelirleri bir önceki yıla göre ikiye katlandı. S&P 500 endeksinin bu dönemdeki kazançlarının yaklaşık yüzde 40'ı yalnızca bir avuç YZ hissesinden geldi. Bu dar tabanlı büyüme, bazı analistler tarafından piyasa sağlığı açısından sorgulanıyor. Öte yandan, merkez bankalarının faiz indirim beklentileri de risk iştahını canlı tuttu. ABD Merkez Bankası (Fed), enflasyonun yavaşlamasına rağmen faizleri yılın ilk yarısında sabit tuttu, ancak piyasalar Eylül ayında bir indirim olasılığını yüzde 70'in üzerinde fiyatlıyor. Avrupa Merkez Bankası (ECB) ise Haziran ayında faizleri 25 baz puan düşürerek gevşeme döngüsünü başlattı.
Bununla birlikte, küresel ticaretteki toparlanma da büyümeye katkı sağladı. Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre, 2026'nın ilk çeyreğinde küresel mal ticareti bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,2 arttı. Özellikle Asya-Pasifik bölgesindeki tedarik zinciri iyileşmeleri, ihracat odaklı ekonomileri destekledi. Çin'in büyüme verileri beklentilerin altında kalsa da, ülkenin teknoloji sektörü YZ yatırımları sayesinde güçlü kalmayı başardı.
İkinci Yarıyı Bekleyen Riskler ve Fırsatlar
Yılın ikinci yarısı, yatırımcılar için bir dizi belirsizlik barındırıyor. Bunların başında, YZ sektöründeki aşırı değerleme endişeleri geliyor. Bazı analistler, YZ hisselerindeki balonun patlaması durumunda, tüm piyasada ciddi bir düzeltme yaşanabileceği uyarısında bulunuyor. Ayrıca, jeopolitik riskler de masada. Rusya-Ukrayna savaşının sürmesi, Orta Doğu'da artan tansiyon ve ABD-Çin arasındaki teknoloji rekabeti, piyasalarda dalgalanmaya neden olabilir. Fed'in faiz politikası da yakından izleniyor. Enflasyonun yüzde 2 hedefinin üzerinde seyretmesi durumunda, faiz indirim beklentileri suya düşebilir ve bu da tahvil faizlerini yükselterek hisse senetleri üzerinde baskı yaratabilir.
Öte yandan, ekonomik verilerdeki iyileşmeler fırsatları da beraberinde getiriyor. İşsizlik oranları gelişmiş ülkelerde tarihi düşük seviyelerde seyrederken, tüketici harcamaları güçlü kalmaya devam ediyor. Enerji fiyatlarındaki göreceli istikrar ve emtia piyasalarındaki dengelenme, şirket karlılıklarına olumlu yansıyor. Yatırımcılar, portföylerini çeşitlendirerek bu belirsiz ortamda dengeli bir strateji izlemeye çalışıyor. Goldman Sachs'ın son raporuna göre, küresel hisse senetlerinin yıl sonuna kadar yüzde 5-7 daha yükselmesi beklenirken, tahvillerin de cazip getiri sağlaması öngörülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küresel piyasalardaki bu gelişmeler, Türkiye ekonomisi için karmaşık bir tablo çiziyor. Küresel likidite akışlarının ve risk iştahının yüksek seyretmesi, gelişmekte olan piyasalara sermaye girişini kolaylaştırıyor. Türkiye'ye yönelik yabancı portföy yatırımları, özellikle hazine bonosu piyasasında artış gösteriyor. Ancak, YZ hisselerindeki olası bir düzeltme, gelişmekte olan piyasalardan çıkışlara neden olabilir. Ayrıca, Türkiye'nin enerji ithalatındaki bağımlılığı göz önüne alındığında, küresel emtia fiyatlarındaki oynaklık cari denge üzerinde baskı yaratmaya devam ediyor. Fed faiz politikasının yönü, Türkiye'nin dış finansman maliyetleri ve TL'nin istikrarı açısından kritik önem taşıyor. Sonuç olarak, Türkiye'nin bu dönemde mali disiplini koruması ve yapısal reformları hızlandırması, küresel risklere karşı dayanıklılığı artıracaktır.