ABD Yüksek Mahkemesi'nin emekli üyesi Anthony Kennedy, uzun yıllara yayılan yargıçlık kariyerini ve Anayasa'nın özgürlük ile eşitlik vaadine ilişkin yorumlarını kaleme aldığı anı kitabında, döneminin en tartışmalı kararlarına ışık tutuyor. Kennedy, görevde olduğu süre boyunca kürtajdan eşcinsel evliliğe, silah hakkından kampanya finansmanına kadar pek çok kritik davada belirleyici oy kullanmıştı. Ancak emekliliğinin ardından güncel gelişmelere ve Donald Trump yönetimine yönelik yorumlardan kaçınan Kennedy, kitabında daha çok hukuk felsefesini ve kararlarının arkasındaki düşünce sürecini açıklıyor.
Kennedy'nin Yargıçlık Mirası ve Anayasal Yorumu
Anthony Kennedy, 1988'de Ronald Reagan tarafından Yüksek Mahkeme üyeliğine atanmış ve 2018'de emekli olana kadar 30 yıl boyunca görev yapmıştı. Bu süreçte, mahkemenin ideolojik dengesini belirleyen kilit isimlerden biri oldu. Özellikle 5-4'lük kararlarda sık sık belirleyici oy kullanan Kennedy, muhafazakar ve liberal kanat arasında bir köprü görevi gördü. Anılarında, Anayasa'nın yaşayan bir belge olduğunu ve toplumun değişen değerlerine göre yorumlanması gerektiğini savunduğu görülüyor. Kennedy, özellikle bireysel özgürlüklerin korunması konusundaki kararlılığıyla tanınıyor; Lawrence v. Texas (2003) davasında eşcinsel ilişkilerin yasaklanmasını anayasaya aykırı bulmuş, Obergefell v. Hodges (2015) davasında ise eşcinsel evliliğin yasal olduğuna hükmetmişti.
Kitapta ayrıca, Kennedy'nin kürtaj hakkını düzenleyen Planned Parenthood v. Casey (1992) kararındaki rolü de ele alınıyor. Kennedy, bu kararda eyaletlerin kürtajı kısıtlama yetkisini belirli sınırlar içinde kabul etmiş, ancak kadınların bu hakkının tamamen ortadan kaldırılamayacağını vurgulamıştı. Bu karar, 1973'teki Roe v. Wade kararının ardından kürtaj hukukunun temel taşlarından biri haline gelmişti. Kennedy'nin anılarında, bu tür kararların kişisel inançlarından ziyade Anayasa metni ve içtihadı üzerinden şekillendiğini ifade ettiği belirtiliyor.
Kennedy'nin Kararlarının Toplumsal ve Hukuki Etkileri
Kennedy'nin kararları, Amerikan toplumunda derin izler bırakmış durumda. Özellikle eşcinsel evliliğin yasallaşması, LGBTQ+ hakları mücadelesinde bir dönüm noktası olmuştu. Aynı şekilde, silah taşıma hakkını bireysel bir hak olarak tanıyan District of Columbia v. Heller (2008) kararı da Kennedy'nin imzasını taşıyor. Bu karar, silah kontrolü tartışmalarını yeni bir boyuta taşımış ve Amerikan siyasetinde önemli bir kırılma yaratmıştı. Kennedy, anılarında bu kararların toplumsal etkilerinin farkında olduğunu, ancak hukukun üstünlüğü ilkesinin gerektirdiği objektifliği korumaya çalıştığını anlatıyor.
Bununla birlikte, Kennedy'nin mirası tartışmasız değil. Bazı hukukçular, onun kararlarının tutarsız olduğunu ve farklı davalarda farklı felsefi yaklaşımlar benimsediğini eleştiriyor. Örneğin, Citizens United v. FEC (2010) kararında şirketlere sınırsız siyasi harcama yapma izni verilmesi, Kennedy'nin ifade özgürlüğüne verdiği önemin bir sonucu olarak görülüyor. Ancak bu karar, Amerikan demokrasisinde para ve siyaset ilişkisini olumsuz etkilediği gerekçesiyle yoğun eleştirilere maruz kalmıştı. Kennedy ise anılarında, bu kararın Anayasa'nın Birinci Değişikliği'ndeki ifade özgürlüğü ilkesinin doğal bir sonucu olduğunu savunuyor.
Kennedy'nin emekliliği, yerine Trump'ın atadığı Brett Kavanaugh'un gelmesiyle mahkemenin muhafazakar kanadını güçlendirmişti. Ardından Ruth Bader Ginsburg'un vefatı ve Amy Coney Barrett'ın atanmasıyla mahkeme, 6-3'lük muhafazakar çoğunluğa ulaştı. Bu değişim, Dobbs v. Jackson Women's Health Organization (2022) kararıyla Roe v. Wade'in fiilen iptal edilmesine ve kürtaj hakkının federal korumadan çıkmasına yol açtı. Bu gelişmeler, Kennedy'nin özellikle kürtaj ve eşcinsel evlilik konusundaki kararlarının ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne serdi. Kennedy ise kitabında, bu gelişmelere doğrudan değinmemekle birlikte, mahkemenin zaman içinde değişen yapısının kararların kalıcılığını etkileyebileceğine işaret ediyor adeta.
Kennedy'nin anıları, Amerikan hukuk tarihi açısından önemli bir birincil kaynak niteliği taşıyor. Yargıçların genellikle kararlarının gerekçelerini yazarken kişisel düşüncelerini açıklamaktan kaçındığı düşünülürse, bu kitap, iç süreçlere dair nadir bir bakış sunuyor. Özellikle hukuk öğrencileri ve akademisyenler için Kennedy'nin karar alma sürecini anlamak, Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi'nin işleyişine dair önemli ipuçları sağlayacak nitelikte.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD Yüksek Mahkemesi'nin kararları, küresel hukuk ve siyaset üzerinde doğrudan etkili olabilmektedir. Kennedy'nin anıları, hukukun üstünlüğü ve bireysel haklar konusundaki tartışmaların evrensel boyutunu hatırlatıyor. Türkiye'de son yıllarda anayasa değişiklikleri ve yargı bağımsızlığı konularındaki hassasiyet göz önüne alındığında, Kennedy'nin hukuk felsefesi, Türk hukukçuları için de ilham verici olabilir. Özellikle yargıçların bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusundaki vurgusu, Türkiye'deki hukuk reformlarına dolaylı bir mesaj niteliği taşıyor. Ancak doğrudan Türkiye ile ilgili bir etki söz konusu olmadığından, bu gelişmenin küresel hukuk camiasındaki yansımaları daha çok akademik düzeyde hissedilebilir.