Yardeni Research Başkanı Edward Yardeni, küresel tahvil getirilerinin yükseliş eğilimini değerlendirerek piyasaların "tehlike bölgesi"ne doğru ilerlediğini söyledi. Bloomberg Surveillance programına konuşan Yardeni, tahvil getirilerindeki artışın arkasında "tahvil silahşörleri"nin değil, ABD'nin genişleyici maliye politikasının bulunduğunu vurguladı. Yardeni, piyasa için bir "spektrum" oluşturan farklı getiri senaryoları öngördüğünü belirtti.
Tahvil Piyasalarında Yükselişin Arkasında Ne Var?
Edward Yardeni, uzun yıllardır tahvil piyasalarını yakından takip eden ve "bond vigilantes" (tahvil silahşörleri) kavramını ilk kez ortaya atan isimlerden biri olarak biliniyor. 1980'lerde kullanıma soktuğu bu terim, tahvil yatırımcılarının hükümetlerin aşırı borçlanma ve enflasyonist politikalarını Ceza faiz oranlarıyla disipline etmesini ifade ediyor. Ancak Yardeni, bu kez farklı bir dinamik olduğunu savunuyor. Ona göre, ABD'de hükümetin genişleyici maliye politikası, yani artan kamu harcamaları ve vergi indirimleri, tahvil arzını şişirerek getirileri yukarı çekiyor. Bu durum, tahvil fiyatlarının düşmesine ve getirilerin yükselmesine neden oluyor; zira yatırımcılar daha fazla borçlanma senedini emmek için daha yüksek faiz talep ediyor.
Yardeni'nin işaret ettiği bir diğer unsur, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) para politikası. Fed'in faiz indirim döngüsüne başlaması beklenirken, tahvil getirilerinin yükselmesi piyasa katılımcılarını şaşırtıyor. Yardeni, bunun nedenini Fed'in enflasyonla mücadelede geç kalabileceği endişesi ve maliye politikasının yarattığı ek talep baskısı olarak açıklıyor. Ayrıca, küresel ölçekte de benzer bir eğilim gözlemleniyor: Almanya, Japonya ve İngiltere gibi ülkelerde de devlet tahvili getirileri yükseliyor. Bu, sadece ABD'ye özgü bir durum olmadığını, küresel borçlanma maliyetlerinin arttığını gösteriyor.
Piyasalar İçin 'Tehlike Bölgesi' Ne Anlama Geliyor?
Yardeni, tahvil getirilerinin "tehlike bölgesi"ne yöneldiğini söylerken, belirli bir eşiğe işaret ediyor. Özellikle ABD 10 yıllık tahvil getirisinin %5'in üzerine çıkması, hisse senedi piyasaları ve gayrimenkul gibi faize duyarlı varlıklar üzerinde ciddi baskı yaratabilir. Yüksek getiriler, şirketlerin borçlanma maliyetlerini artırarak kârlılığı düşürebilir ve tüketici kredilerini pahalılaştırarak ekonomik büyümeyi yavaşlatabilir. Aynı zamanda, yükselen tahvil getirileri, hisse senetlerine kıyasla daha cazip bir alternatif sunarak portföy dağılımlarını değiştirebilir ve borsalarda satış baskısına yol açabilir.
Yardeni'nin "spektrum" ifadesi, getirilerin nereye kadar yükselebileceğine dair belirsizliği yansıtıyor. Bir uçta, getirilerin hızla yükselip piyasada sert bir düzeltmeye neden olabileceği senaryo var; diğer uçta ise, ekonomik verilerin zayıflamasıyla getirilerin yeniden düşebileceği bir yumuşak iniş olasılığı bulunuyor. Yardeni, maliye politikasının kontrol altına alınmaması durumunda yukarı yönlü risklerin daha ağır bastığını ima ediyor. Özellikle ABD'de başkanlık seçimleri öncesinde genişleyici maliye politikalarının devam edeceği beklentisi, tahvil arzının artacağı anlamına geliyor ve bu da getirileri yukarı itiyor.
Öte yandan, jeopolitik gelişmeler de tahvil piyasalarını etkiliyor. Orta Doğu'daki gerilim, Ukrayna savaşı ve Çin-ABD arasındaki ticaret anlaşmazlıkları, güvenli liman talebini zaman zaman artırarak tahvil getirilerini aşağı çekebiliyor. Ancak Yardeni, bu faktörlerin geçici olduğunu ve asıl belirleyicinin maliye politikası olduğunu savunuyor.
Sonuç olarak, Yardeni'nin uyarısı, yatırımcıların tahvil piyasasındaki riskleri yakından izlemesi gerektiğini gösteriyor. Getirilerdeki yükseliş, küresel ekonomik toparlanma için bir tehdit oluşturabilir ve merkez bankalarının politikalarını yeniden gözden geçirmesine yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küresel tahvil getirilerindeki yükseliş, Türkiye gibi dış finansmana ihtiyaç duyan gelişmekte olan ülkeler için önemli riskler taşıyor. ABD tahvil getirilerinin artması, küresel sermayenin gelişmekte olan piyasalardan çıkıp gelişmiş ülkelere yönelmesine neden olabilir. Bu durum, Türkiye'nin borçlanma maliyetlerini artırabilir ve TL üzerinde değer kaybı baskısı yaratabilir. Ayrıca, yüksek getiriler, Türkiye'nin eurobond ihraçlarında faiz yükünü artırarak bütçe açığını genişletebilir. Merkez Bankası'nın faiz politikası da bu küresel eğilimden etkilenebilir; zira TL'deki değer kaybını önlemek için faizleri yüksek tutmak gerekebilir. Dolayısıyla, Yardeni'nin işaret ettiği "tehlike bölgesi", Türkiye için de yakından takip edilmesi gereken bir uyarı niteliğinde.