Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinin yöneticileri, yapay zekanın (YZ) gelişimini kontrol ettiklerini kamuoyu önünde kabul etmekten kaçınıyor. Bu tutum, YZ'nin kaçınılmaz bir doğa olayı gibi sunulmasına yol açarken, şirketlerin sorumluluktan sıyrılma stratejisi olarak eleştiriliyor. OpenAI CEO'su Sam Altman, Google DeepMind CEO'su Demis Hassabis ve Anthropic CEO'su Dario Amodei gibi isimler, düzenleyici otoritelerin ve toplumun karşısında "kontrolden çıkmış bir tren" metaforunu sıkça kullanıyor. Ancak bu söylem, aslında bu şirketlerin YZ'nin yönünü belirleme konusundaki muazzam gücünü gizliyor.
Kaçınılmazlık Söyleminin Arka Planı
Teknoloji liderlerinin "YZ kaçınılmazdır" mesajı, son yıllarda düzenleyici baskıları hafifletmek için bilinçli bir strateji haline geldi. 2023'te ABD Senatosu'nda ifade veren Altman, yapay zekanın "insanlık için varoluşsal bir tehdit" olabileceğini söylerken, aynı zamanda şirketinin bu teknolojiyi geliştirmeye devam edeceğini belirtmişti. Bu ikilem, şirketlerin hem kendi ürünlerini meşrulaştırmasına hem de olası olumsuz sonuçlar için şimdiden bir "biz de kontrol edemiyoruz" savunması hazırlamasına olanak tanıyor. Oxford Üniversitesi'nden YZ etiği araştırmacısı Dr. Elizabeth Seger, "Bu bir sorumluluk reddi mekanizması" diyor. "Eğer YZ kaçınılmazsa, onu yönlendirenler değil, teknolojinin kendisi suçlanır."
Bu söylemin en somut örneği, 2023'te yayımlanan ve Altman, Hassabis ve Amodei'nin imzaladığı ortak bildiri oldu. Bildiride, "Yapay zekanın yok olma riskini azaltmak, salgın hastalıklar ve nükleer savaş kadar acil bir küresel öncelik olmalıdır" deniliyordu. Ancak aynı liderler, kendi şirketlerinin geliştirdiği modellerin denetlenmesi için bağlayıcı kurallar konusunda isteksiz davrandı. Avrupa Birliği'nin Yapay Zeka Yasası müzakerelerinde, teknoloji lobileri düzenlemeleri yumuşatmak için yoğun çaba harcadı.
Şirketlerin kontrolü elinde tuttuğu gerçeği, YZ modellerinin eğitimi için gereken devasa hesaplama gücü, veri ve mühendislik kaynaklarının sadece birkaç firmanın tekelinde olmasından kaynaklanıyor. Stanford Üniversitesi'nin 2024 YZ Endeksi'ne göre, en gelişmiş YZ modellerinin eğitim maliyeti 100 milyon doları aşmış durumda. Bu da demokratik denetimi neredeyse imkansız hale getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
YZ yönetişimi, uluslararası arenada yeni bir güç mücadelesi alanı yarattı. ABD, Çin ve AB arasında YZ standartları konusunda derin görüş ayrılıkları var. ABD, inovasyonu önceleyen gevşek düzenlemeleri tercih ederken, AB risk temelli katı kurallar getirmeye çalışıyor. Çin ise YZ'yi ulusal güvenlik ve sosyal kontrol aracı olarak görüyor. Bu rekabet, teknoloji şirketlerinin "kaçınılmazlık" söylemini daha da güçlendiriyor; çünkü şirketler, düzenleyici boşluklardan yararlanarak küresel ölçekte faaliyet gösterebiliyor. Birleşmiş Milletler bünyesinde kurulan YZ Danışma Kurulu, bağlayıcı bir uluslararası anlaşma için çağrı yapıyor ancak büyük güçlerin vetoları nedeniyle somut adım atılamıyor. Sivil toplum kuruluşları, YZ şirketlerinin "etik kurullar" ve "güvenlik ekipleri" oluşturarak aslında kendi kendini denetleme mekanizmaları kurduğunu, bunun da gerçek hesap verebilirliği engellediğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, yapay zeka yarışında hem fırsatları hem de riskleri barındıran bir konumda. Küresel YZ şirketlerinin kontrolü elinde tuttuğu bir ortamda Türkiye'nin kendi YZ ekosistemini geliştirmesi kritik. Ancak asıl mesele, bu şirketlerin kaçınılmazlık söyleminin Türkiye'nin dijital egemenliğini tehdit etmesi. Eğer YZ'nin yönü sadece birkaç ABD ve Çinli şirket tarafından belirleniyorsa, Türkiye gibi ülkeler teknoloji ithalatına bağımlı kalır ve veri güvenliği riskleri artar. Türkiye'nin yerli ve milli YZ stratejisi, aynı zamanda uluslararası düzenlemelerde aktif rol almasını gerektiriyor. Aksi halde, "kaçınılmaz" denen bu dalgada sadece seyirci kalma riski var.