Yapay zeka (YZ) teknolojilerinin hızla yaygınlaşması, gelişmiş ekonomilerde büyümeyi desteklese de, hükümetlerin karşı karşıya olduğu mali sıkıntıları hafifletmek yerine daha da kötüleştirebileceği belirtiliyor. Ekonomistler, YZ kaynaklı verimlilik artışının vergi gelirlerine yansımasının garanti olmadığını, aksine vergi tabanının aşınmasına yol açabileceğini vurguluyor. Bu durum, borç yükü artan ve kamu harcamaları baskısı altındaki zengin ülkeler için yeni bir risk unsuru oluşturuyor.
YZ ve Büyüme İlişkisi: Vergi Gelirleri Neden Artmayabilir?
Yapay zeka, iş süreçlerini otomatikleştirerek ve verimliliği artırarak ekonomik büyümeye katkı sağlayabilir. Ancak bu büyümenin vergi gelirlerine dönüşmesi her zaman otomatik değil. Özellikle YZ teknolojilerinin sermaye yoğun olması ve kazançların büyük ölçüde çok uluslu şirketlerde ve varlıklı bireylerde toplanması, vergi toplama kapasitesini zayıflatabilir. Ayrıca, YZ'nin istihdam üzerindeki etkisi belirsiz: bazı iş kollarında daralmaya yol açarken, yeni iş alanları da yaratabilir. Gelir vergisi ve sosyal güvenlik katkıları açısından bu durum, vergi tabanının daralması riskini taşıyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) gibi kurumlar, dijital ekonominin vergilendirilmesinde zorluklara dikkat çekiyor. YZ şirketlerinin kârlarını düşük vergili ülkelere kaydırması, matrah aşındırma ve kâr aktarımı (BEPS) sorununu derinleştiriyor. Küresel asgari kurumlar vergisi anlaşması (Pillar Two) bu soruna kısmi bir yanıt olsa da, YZ'nin yarattığı yeni iş modelleri mevcut vergi kurallarını zorluyor.
Öte yandan, hükümetler YZ altyapısına ve Ar-Ge'ye büyük kamu yatırımları yapıyor. Bu harcamalar, kısa vadede bütçe açıklarını artırabilir. Uzun vadede ise beklenen verimlilik artışı gerçekleşmezse, maliyetler boşa gitmiş olabilir. Bu belirsizlik, maliye politikası açısından ciddi bir planlama sorunu yaratıyor.
Küresel Boyut: Zengin Ülkelerin Mali Sıkıntısı Derinleşebilir
Gelişmiş ülkelerin çoğu, Kovid-19 salgını sonrası artan borç yükü ve yaşlanan nüfusun getirdiği harcama baskılarıyla mücadele ediyor. YZ'nin büyümeyi hızlandıracağı beklentisi, borç sürdürülebilirliği için bir umut kaynağı olsa da, vergi gelirlerinin artmaması durumunda bu umut boşa çıkabilir. Örneğin, ABD'de federal borç GSYH'nin %120'sini aşmış durumda ve faiz giderleri hızla artıyor. Avrupa'da ise birçok ülke Maastricht kriterlerini zorluyor.
YZ, aynı zamanda vergi idarelerinin denetim kapasitesini artırma potansiyeli taşıyor. Ancak bu kapasitenin etkin kullanımı için yatırım ve reform gerekiyor. Aksi halde, vergi kayıp ve kaçakçılığı artabilir. OECD'nin son raporları, dijital ekonominin vergilendirilmesinde uluslararası işbirliğinin önemine işaret ediyor.
Sonuç olarak, YZ patlaması, zengin ülkelerin mali sıkıntılarını hafifletmek bir yana, vergi sistemlerinin yeniden tasarlanmasını zorunlu kılıyor. Hükümetlerin, YZ'nin yarattığı değerin adil bir şekilde vergilendirilmesi için ulusal ve uluslararası düzeyde adımlar atması gerekiyor. Aksi takdirde, büyüme artsa bile kamu maliyesi üzerindeki baskı devam edecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yapay zeka ekonomisinin vergilendirilmesi sorunu, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için de yakıcı. Türkiye, genç nüfusu ve dijitalleşme potansiyeliyle YZ yatırımlarını çekmeye çalışırken, bir yandan da vergi tabanını korumak zorunda. Küresel asgari kurumlar vergisi uygulaması, Türkiye'nin vergi gelirlerini artırma çabasına katkı sağlayabilir; ancak YZ şirketlerinin kârlarını düşük vergili ülkelere kaydırması riski devam ediyor. Türkiye'nin dijital hizmet vergisi gibi tek taraflı önlemleri, uluslararası mutabakatla uyumlu hale getirmesi ve vergi idaresinin denetim kapasitesini güçlendirmesi kritik. Ayrıca, YZ'nin işgücü piyasası üzerindeki etkileri, genç işsizliği yüksek olan Türkiye için sosyal güvenlik katkılarında dalgalanma yaratabilir. Maliye politikasında uzun vadeli planlama şart.