ABD merkezli düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) bünyesinde Çin iş ve ekonomisi kıdemli danışmanı ve mütevelli başkanı olan Scott Kennedy, Xi Jinping ile Donald Trump arasındaki zirveyi ve ABD-Çin ilişkilerindeki istikrarsızlığı analiz etti. Kennedy, Çin'in yüksek teknoloji hamlesi, ABD-Çin ilişkileri ve küresel ekonomik yönetişim konularında uzmanlaşıyor. SCMP Plus aboneleri, açık erişimli makalelere önceden erişebiliyor.
Zirvenin Arka Planı ve Kennedy'nin Uzmanlığı
Scott Kennedy, CSIS'te Çin iş ve ekonomisi alanında kıdemli danışman ve mütevelli başkanı olarak görev yapıyor. Çalışmaları, Çin'in yüksek teknoloji stratejileri, ABD-Çin ekonomik ilişkileri ve küresel ekonomik yönetişim konularına odaklanıyor. Kennedy'nin analizleri, iki ülke arasındaki ticaret savaşları, teknoloji rekabeti ve jeopolitik gerilimlerin anlaşılmasında önemli bir referans noktası oluşturuyor.
Xi Jinping ve Donald Trump arasındaki zirve, ABD-Çin ilişkilerindeki dalgalanmaların son halkası olarak öne çıkıyor. Zirve, iki ülke arasındaki ticaret müzakereleri, teknoloji transferi kısıtlamaları ve Güney Çin Denizi'ndeki gerilimler gibi kritik başlıkları içeriyor. Kennedy, bu tür zirvelerin kısa vadeli çözümler sunsa da yapısal sorunları ortadan kaldırmadığını vurguluyor.
ABD-Çin ilişkileri, son yıllarda artan bir istikrarsızlık sergiliyor. Ticaret savaşları, karşılıklı yaptırımlar ve teknoloji şirketlerine yönelik kısıtlamalar, iki ülke arasındaki güven bunalımını derinleştiriyor. Kennedy, bu istikrarsızlığın sadece iki ülkeyi değil, küresel ekonomiyi ve güvenlik mimarisini de etkilediğini belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-Çin rekabeti, Asya-Pasifik bölgesinde güç dengesini yeniden şekillendiriyor. Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi, bölgesel altyapı yatırımları ve ekonomik entegrasyon projeleriyle etkisini artırma çabası, ABD'nin Hint-Pasifik stratejisiyle çatışıyor. Kennedy, bu rekabetin bölge ülkelerini denge politikaları izlemeye zorladığını ifade ediyor.
Küresel ekonomik yönetişim açısından, ABD ve Çin arasındaki anlaşmazlıklar, Dünya Ticaret Örgütü (WTO) gibi kurumların etkinliğini azaltıyor. İki ülkenin karşılıklı tarifeleri ve ticaret kısıtlamaları, küresel tedarik zincirlerinde kırılmalara yol açıyor. Kennedy, bu durumun gelişmekte olan ülkeler için hem fırsatlar hem de riskler barındırdığını söylüyor.
Teknoloji alanında, ABD'nin Huawei gibi Çinli şirketlere yönelik yaptırımları ve Çin'in kendi teknoloji ekosistemini güçlendirme çabaları, iki ülke arasındaki rekabetin en görünür cephesini oluşturuyor. Kennedy, bu rekabetin yapay zeka, 5G ve yarı iletken teknolojilerinde yoğunlaştığını ve gelecekte daha da artacağını öngörüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin arasındaki istikrarsızlık, Türkiye'nin dış politikası ve ekonomisi için önemli sonuçlar doğuruyor. Türkiye, NATO üyesi olarak ABD ile müttefiklik ilişkisini sürdürürken, Çin ile ekonomik işbirliğini de geliştiriyor. Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında Orta Koridor projesi, Türkiye'yi Doğu ile Batı arasında bir köprü haline getiriyor. Ancak, iki büyük güç arasındaki gerilim, Türkiye'nin denge politikasını zorlaştırabilir. Özellikle teknoloji transferi ve savunma sanayii alanında yaşanabilecek kısıtlamalar, Türkiye'nin stratejik otonomisini etkileyebilir. Ayrıca, küresel tedarik zincirlerindeki kırılmalar, Türkiye'nin ihracat ve ithalat dengelerini olumsuz etkileyebilir. Türkiye, bu süreçte çok taraflı diplomasi ve ekonomik çeşitlendirme stratejileriyle hareket etmek durumunda.