Çin'in üst düzey diplomatı Dışişleri Bakanı Wang Yi, Güney Kore'ye yaptığı iki günlük resmi ziyareti 15 Kasım'da tamamladı; ancak Seul yönetiminin Kuzey Kore'yi de kapsayan çok taraflı barış görüşmeleri çağrısına destek vermedi. Ziyaret, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'in Haziran ayında Kuzey Kore'ye yaptığı son yedi yılın ilk ziyaretinin ardından geldi ve bölgesel güç dengeleri açısından kritik bir dönemde gerçekleşti. ABD Başkanı Donald Trump'ın Kuzey Kore ile diplomasi konusunda attığı adımların ardından Çin'in bu tutumu, Kore Yarımadası'ndaki barış sürecinin geleceğine ilişkin soru işaretlerini artırdı.
Gelişmenin Arka Planı
Wang Yi'nin ziyareti, Güney Kore Devlet Başkanı Moon Jae-in ve Dışişleri Bakanı Kang Kyung-wha ile yapılan görüşmelerle geçti. Görüşmelerde, Kuzey Kore'nin nükleer silahlardan arındırılması ve kalıcı barışın tesisi konuları masaya yatırıldı. Ancak Çinli bakan, Güney Kore'nin önerdiği ve ABD ile Kuzey Kore'nin yanı sıra savaşan tarafların da katılacağı çok taraflı görüşmeler fikrine doğrudan destek vermedi. Bunun yerine Wang Yi, mevcut ikili görüşmelerin ve diyaloğun devam etmesi gerektiğini vurguladı.
Güney Kore tarafı, Çin'in bu tutumunu 'hayal kırıklığı' olarak değerlendirdi. Seul yönetimi, Çin'in Kuzey Kore üzerindeki etkisini kullanarak barış sürecine daha aktif katkı sağlamasını bekliyordu. Ancak Çin, Kuzey Kore rejiminin istikrarını öncelikli olarak gördüğü için, Pyongyang'ı zor durumda bırakacak her türlü girişime sıcak bakmıyor. Bu durum, Çin ile Güney Kore arasındaki ilişkilerde yeni bir gerilim noktası oluşturabilir.
Uzmanlara göre, Wang Yi'nin ziyareti aynı zamanda Çin'in bölgedeki etkisini pekiştirme ve Güney Kore'yi ABD'den bir ölçüde koparma amacı taşıyor. Ancak Çin'in Kuzey Kore konusundaki çekimser tutumu, bu hedefe ulaşmayı zorlaştırabilir. Seul'ün, Washington ile olan askeri ittifakına rağmen, ekonomik ilişkilerin önemli olduğu Çin ile denge politikası izleme çabaları devam ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Wang Yi'nin ziyareti, ABD-Çin rekabetinin yoğunlaştığı bir döneme denk geldi. ABD Başkanı Donald Trump'ın Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile yaptığı üç tarihi zirve, Kore Yarımadası'ndaki diplomatik hareketliliği artırmıştı. Ancak müzakerelerde ilerleme sağlanamaması, Çin'in bölgedeki rolünü yeniden öne çıkardı. Çin, Kuzey Kore'nin en önemli müttefiki ve ticaret ortağı olarak, Pyongyang üzerinde belirleyici bir etkiye sahip.
Bu ziyaret aynı zamanda, Çin'in 'Kuşak ve Yol' girişimi çerçevesinde Güney Kore ile ekonomik iş birliğini güçlendirme çabalarının bir parçası olarak görülüyor. İki ülke arasındaki ticaret hacmi, geçen yıl THAAD füze savunma sistemi krizine rağmen yeniden artış eğilimine girmişti. Wang Yi'nin ziyareti sırasında yapılan görüşmelerde, ekonomik iş birliğinin derinleştirilmesi ve üçüncü ülkelerde ortak projeler geliştirilmesi konuları ele alındı. Bu durum, bölgedeki jeopolitik rekabete rağmen ekonomik bağların güçlenebileceğinin işareti olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlar, Çin'in Kuzey Kore politikasında 'statükonun korunması' ilkesine bağlı kaldığını vurguluyor. Çin, Kuzey Kore'nin nükleer programına karşı olmakla birlikte, rejimin çökmesini ve sınırında bir mülteci krizi ya da Amerikan yanlısı birleşik bir Kore görmeyi istemiyor. Bu nedenle, kısa vadede Kuzey Kore'yi masaya oturtacak radikal adımlar atmaktan kaçınıyor. Güney Kore'nin barış girişimlerinin başarısızlığa uğraması halinde, bölgede gerilimin yeniden tırmanma riski bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, küresel güç mücadelesi ve bölgesel istikrar açısından dolaylı etkiler taşıyor. Çin'in Kore Yarımadası'ndaki tutumu, ABD ile ilişkilerdeki gerilimi derinleştirebilir ve bu durum, tüm dünyada güvenlik dengelerini değiştirebilir. Türkiye, NATO müttefiki olarak ABD'nin bölgedeki politikalarını yakından izlemekte; aynı zamanda Asya-Pasifik'te artan gerilimin küresel ticaret ve enerji yollarına etkisi Ankara'nın ekonomik çıkarlarını da ilgilendiriyor. Türkiye'nin, hem Çin hem de ABD ile dengeli ilişkiler sürdürme politikası göz önüne alındığında, bu tür gelişmelerin ülkemizin dış politika stratejilerinde dikkate alınması gerektiği açıktır.