Hong Kong’un Wang Fuk Court bölgesinde, Nisan ayında çıkan ve beş kişinin ölümüne neden olan yangının ardından hükümetin daireleri geri alım teklifi için son tarih 31 Ağustos’a yaklaşırken, bazı mülk sahipleri anlaşmayı reddetmeye devam ediyor. Reddedenler, teklifin hem maddi kayıplarını hem de yıllar içinde oluşan topluluk bağlarını telafi etmekten uzak olduğunu belirtiyor. Hong Kong Özel İdari Bölgesi hükümeti, yangının ardından bölge sakinlerinin güvenliği için Wang Fuk Court’un kamulaştırılmasına karar vermiş ve piyasa değerinin üzerinde bir tazminat önerisi sunmuştu. Ancak bazı sakinler için bu teklif, sadece bir evin değil, bir yaşam biçiminin sona ermesi anlamına geliyor.
Geri alım teklifinin ayrıntıları ve reddedenlerin gerekçeleri
Hong Kong hükümeti, 10 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, Wang Fuk Court’taki 152 daireden 118’inin geri alım anlaşması için başvurduğunu, ancak 34 dairenin henüz başvurmadığını duyurdu. Hükümet, bu dairelerin piyasa değerine ek olarak, taşınma masrafları ve geçici konaklama desteği de dahil olmak üzere kapsamlı bir paket sunuyor. Ancak reddeden sakinler, özellikle yaşlı ve dar gelirli olanlar, bu teklifin bölgedeki sosyal dokuyu ve komşuluk ilişkilerini karşılayamayacağını ifade ediyor.
69 yaşındaki emekli Lee Wai-ming, 40 yıldır Wang Fuk Court’ta yaşadığını ve komşularının bir aile gibi olduğunu söylüyor: “Burada herkes birbirini tanır. Çocuklarım burada büyüdü, torunlarım burada oynadı. Hükümetin verdiği para, bu anıları geri getirebilir mi?” Lee, teklif edilen tazminatın Hong Kong’un diğer bölgelerinde benzer büyüklükte bir daire almak için yetersiz olduğunu da savunuyor. Bölgedeki emlak fiyatları, son yıllarda önemli ölçüde artmış durumda.
Bir diğer sakin olan 45 yaşındaki Chan Ka-lok ise, işyerine yakınlığı nedeniyle Wang Fuk Court’ta kalmak istediğini belirtiyor: “Benim işim burada, çocuklarımın okulu burada. Taşınmak zorunda kalırsam, hayatımın her alanı altüst olacak.” Chan, hükümetin bölgeyi yeniden inşa etme planını sorguluyor ve “Neden mevcut binaları güçlendirip yangın güvenliği önlemleri alamazlar?” diye soruyor.
Bölgesel ve toplumsal boyut: Yangın sonrası iyileşme süreci
Wang Fuk Court yangını, Hong Kong’da son yıllarda yaşanan en ölümcül yangınlardan biri olarak kayıtlara geçti. Yangın, 20 Nisan’da, bölgedeki eski bir apartman dairesinde çıkmış ve kısa sürede bitişikteki binalara sıçramıştı. İtfaiye ekipleri yangına müdahale etmekte güçlük çekmiş, çünkü binaların dar sokakları ve yoğun yerleşimi erişimi zorlaştırmıştı. Yangında 5 kişi hayatını kaybetmiş, 20’den fazla kişi yaralanmıştı.
Olayın ardından Hong Kong hükümeti, bölgedeki bazı binaların yapısal olarak güvenli olmadığını ve yangın yönetmeliklerine uymadığını tespit etti. Bu nedenle, Wang Fuk Court’un bir bölümünün yıkılarak yeniden inşa edilmesine karar verildi. Ancak bu karar, bölge sakinleriyle hükümet arasında bir gerilim kaynağı oldu. Sivil toplum örgütleri, hükümetin yeniden yerleşim planlarının yetersiz olduğunu ve sakinlerin görüşlerinin yeterince alınmadığını savunuyor.
Uzmanlar, bu tür kamulaştırma ve yeniden yerleşim süreçlerinin sadece maddi tazminatla çözülemeyeceğini, sosyal ve psikolojik destek mekanizmalarının da kurulması gerektiğini vurguluyor. Hong Kong Üniversitesi’nden sosyolog Prof. Tsang Suet-ling, “Topluluklar yıllar içinde oluşan güven ve dayanışma ağlarıyla ayakta kalır. Bir afet sonrası bu ağlar koparılırsa, bireyler kendilerini daha yalnız ve çaresiz hisseder” diyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hong Kong’daki bu durum, Türkiye’de deprem gibi doğal afetlerin ardından yaşanan kentsel dönüşüm ve yeniden yerleşim tartışmalarını akla getiriyor. Türkiye de özellikle 2023 Kahramanmaraş depremlerinin ardından benzer zorluklarla karşılaşmış, afetzedelerin barınma ihtiyacı ve sosyal dokunun korunması konusunda eleştiriler gündeme gelmişti. Hong Kong’daki süreç, tazminat ve yeniden yerleşim politikalarının, topluluk bağlarını dikkate almadan uygulanmasının ne gibi sorunlara yol açabileceğini gösteriyor. Türkiye’nin afet sonrası iyileştirme çalışmalarında, etkilenen bölgelerin yerel dinamiklerini ve sakinlerin ihtiyaçlarını daha iyi bütünleştiren, katılımcı bir yaklaşım benimsemesi açısından bu örnekteki deneyimlerden dersler çıkarılabilir.