ABD'nin önde gelen finans kurumlarının kurduğu hayırsever vakıflar, bağış yapacakları kurumları seçerken şeffaf olmayan ve keyfi kriterler kullanıyor. ProPublica'nın kapsamlı araştırmasına göre, Wall Street merkezli dev vakıflar, fon sağlama kararlarında çoğu zaman çıkar çatışmalarını göz ardı ediyor ve başvuruları eşitlikçi olmayan bir süreçle değerlendiriyor. Bu durum, toplumun en kırılgan kesimlerine hizmet eden küçük hayır kurumlarının finansman bulmasını giderek zorlaştırıyor.
Gelişmenin Arka Planı: Büyük Vakıfların Opaque Bağış Süreçleri
ProPublica'nın ortaya çıkardığı bulgulara göre, Amerikan finans devlerinin kontrolündeki vakıflar, bağış yapacakları kuruluşları seçerken genellikle yazılı ve nesnel kriterler yerine, yönetim kurulu üyelerinin kişisel ilişkilerine ve kurumsal önceliklerine dayanan bir yaklaşım benimsiyor. Bu süreçte, başvuruların değerlendirilmesinde kullanılan mantık, kamuoyuna açıklanmıyor ve reddedilen kurumlara gerekçe sunulmuyor.
Araştırma, özellikle BlackRock, Goldman Sachs ve JPMorgan Chase gibi devlerin kurduğu vakıfların, fon dağıtımında 'seçici' davrandığını gösteriyor. Örneğin, bazı vakıflar, bağış yapacakları alanları belirlerken, doğrudan kendi şirket çıkarlarıyla örtüşen temaları ön planda tutuyor. Bu da, iklim değişikliği veya finansal okuryazarlık gibi konulara odaklanan kurumların daha fazla fon almasına, ancak kadın sağlığı ya da yerel topluluk projeleri gibi alanlarda çalışan kurumların geri planda kalmasına neden oluyor.
ProPublica'nın incelediği vakıf kayıtlarına göre, 2019-2023 yılları arasında Wall Street kökenli vakıfların bağışlarının yüzde 40'ı, bağışı alan kurumun yöneticileriyle vakıf yetkilileri arasındaki kişisel bağlantılar üzerinden gerçekleşti. Bu durum, hayırseverliğin temelindeki 'şeffaflık' ilkesini zedeliyor ve toplumun vakıflara olan güvenini aşındırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Hayırseverlik Sektöründe Artan Eşitsizlik
Bu keyfi uygulamalar, yalnızca ABD'deki hayır kurumlarını etkilemekle kalmıyor; küresel ölçekte de benzer sorunlar yaşanıyor. Dünya genelinde büyük fon sağlayıcıları olan vakıflar, gelişmekte olan ülkelerdeki sivil toplum kuruluşlarına fon aktarırken de benzer bir 'seçicilik' sergiliyor. Uzmanlar, bu durumun, küçük ve yerel örgütlerin küresel fonlara erişimini giderek zorlaştırdığını vurguluyor.
Öte yandan, hayırseverlik sektöründe artan bu eşitsizlik, sivil toplumun bağımsızlığını da tehdit ediyor. Fon sağlayıcıların belirlediği öncelikler doğrultusunda şekillenen sivil toplum gündemi, toplumsal ihtiyaçlardan çok, büyük sermayenin çıkarlarını yansıtır hale geliyor. Bu eğilim, özellikle iklim krizi ve sosyal adalet gibi küresel konularda, gerçek anlamda dönüştürücü projelerin desteklenmesinin önünü kesiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu araştırma, Türkiye'deki hayırseverlik ve sivil toplum ekosistemi için önemli dersler içeriyor. Türkiye'de de büyük ölçekli vakıflar ve fon sağlayıcılarının bağış kararlarında şeffaflığın artırılması ve nesnel kriterlerin belirlenmesi gerekiyor. Ayrıca, Türkiye'deki sivil toplum kuruluşlarının uluslararası fonlara erişiminde karşılaştıkları zorluklar, bu araştırmanın bulgularıyla benzerlikler taşıyor. Küresel fon sağlayıcılarının öncelikleri doğrultusunda şekillenen uluslararası yardımlar, Türkiye'deki bazı alanlarda (örneğin mülteci krizi) kaynak akışını artırırken, diğer alanlarda (örneğin kadın hakları) yetersiz kalabiliyor. Bu durum, Türkiye'nin kendi önceliklerini belirleyen, bağımsız ve şeffaf bir hayırseverlik modeli geliştirmesinin önemini ortaya koyuyor.