Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in Kanada'ya yönelik "ortak üyelik" önerisi, Avrupa başkentlerinde beklenmedik bir şaşkınlık yarattı. Kanada Başbakanı Mark Carney, Strasbourg'da Avrupa Parlamentosu'na hitap ettiği sırada gündeme gelen bu öneri, aslında mevcut olmayan bir statüyü tanımlıyor ve Ottawa yönetimi de bu kavramı netleştirmekte isteksiz görünüyor. Zoya Sheftalovich ve Sarah tarafından kaleme alınan habere göre, von der Leyen'in çıkışı AB içinde koordinasyonsuz bir hamle olarak değerlendiriliyor.
Ortak Üyelik Önerisinin Arka Planı
Ursula von der Leyen'in "ortak üyelik" ifadesi, Avrupa Birliği'nin genişleme politikalarında alışılmadık bir terim. AB'nin mevcut üyelik kategorileri arasında tam üyelik, aday ülke statüsü ve Avrupa Ekonomik Alanı (AEA) gibi modeller bulunuyor. Ancak "ortak üyelik" (associate membership) hukuki bir temele sahip değil. Bu kavram ilk kez von der Leyen tarafından dile getirildiğinde, Brüksel'deki diplomatik çevrelerde kafa karışıklığına yol açtı. Bazı AB yetkilileri, bu tür bir statünün ancak yeni bir antlaşma değişikliğiyle mümkün olabileceğini, bunun da yıllar alacağını belirtiyor.
Kanada Başbakanı Mark Carney, Strasbourg ziyaretinde Avrupa Parlamentosu'na hitap etti. Carney'in konuşması, Kanada'nın AB ile ilişkilerini güçlendirme arzusunu yansıtsa da, "ortak üyelik" konusunda net bir taahhüt içermedi. Ottawa'nın bu kavramı tanımlamaktan kaçınması, ülkenin egemenlik ve dış politika bağımsızlığı konusundaki hassasiyetine bağlanıyor. Kanada, zaten NATO ve G7 gibi yapılarda AB üyeleriyle yakın işbirliği içinde; ancak resmi bir AB statüsü, Kanada'nın ticaret ve savunma politikalarında önemli değişiklikler gerektirebilir.
Von der Leyen'in bu hamlesi, AB'nin genişleme sürecinde yeni arayışların bir parçası olarak yorumlanıyor. Ukrayna, Moldova ve Batı Balkan ülkelerinin üyelik perspektifi tartışılırken, Kanada gibi uzak bir ülkeye böyle bir statü önerilmesi, AB'nin jeopolitik konumunu çeşitlendirme çabası olarak görülüyor. Ancak bu öneri, AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanlıkları arasında önceden istişare edilmediği için eleştiriliyor. Özellikle Fransa ve Almanya gibi kilit ülkelerin bu konuda çekinceli olduğu belirtiliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kanada'nın AB ile ilişkileri, Kapsamlı Ekonomik ve Ticari Anlaşma (CETA) çerçevesinde zaten güçlü. CETA, 2017'den beri geçici olarak uygulanıyor ve iki taraf arasındaki ticaretin önemli bir kısmını kapsıyor. Ancak "ortak üyelik" önerisi, CETA'nın ötesinde siyasi ve kurumsal bir entegrasyon anlamına geliyor. Bu durum, AB'nin ortak güvenlik ve savunma politikalarına Kanada'nın katılımını da gündeme getirebilir. NATO üyesi olan Kanada, AB'nin savunma girişimlerine (PESCO gibi) zaten gözlemci statüsünde katılıyor; fakat tam entegrasyon farklı bir boyut.
Küresel ölçekte, AB'nin Kanada gibi bir ülkeye kapı aralaması, diğer benzer ülkeler için emsal teşkil edebilir. Japonya, Avustralya veya Yeni Zelanda gibi ülkeler de benzer bir statü talep edebilir. Bu da AB'nin genişleme ve komşuluk politikalarında yeni bir tartışma başlatabilir. Öte yandan, AB içinde zaten var olan "iki hızlı Avrupa" tartışmaları yeniden alevlenebilir; çünkü "ortak üyelik" gibi esnek modeller, AB'nin kurumsal yapısını daha da karmaşık hale getirebilir.
Kanada açısından ise, AB ile daha derin bir ilişki, ABD ile olan ilişkilerinde denge unsuru olarak görülebilir. Özellikle son yıllarda ABD'nin dış politikasındaki dalgalanmalar, Kanada'nın alternatif ortaklıklar arayışını hızlandırdı. Ancak Ottawa, AB'nin ortak üyelik gibi belirsiz bir kavramına sıcak bakmıyor; çünkü bu, Kanada'nın dış politikada bağımsız hareket etme kapasitesini sınırlayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, uzun yıllardır AB'ye tam üyelik müzakereleri yürüten ancak son dönemde ilişkileri dondurmuş bir aday ülke konumunda. Von der Leyen'in Kanada'ya yönelik "ortak üyelik" önerisi, Türkiye'nin AB perspektifini doğrudan etkilemez; ancak AB'nin genişleme politikasında yeni arayışların sinyalini veriyor. Eğer AB, Kanada gibi ülkelere özel statüler tanımlarsa, Türkiye'nin müzakere sürecinde talep ettiği esnek modeller (örneğin "imtiyazlı ortaklık") yeniden gündeme gelebilir. Ayrıca, AB'nin Kuzey Amerika'ya yönelmesi, Türkiye'nin jeopolitik önemini göreceli olarak azaltabilir. Türkiye, bu tür gelişmeleri yakından izleyerek, AB ile ilişkilerinde yeni bir denge arayışına girebilir.