Venezuela, son yıllarda derin bir ekonomik ve siyasi krizle boğuşuyor. Devlet Başkanı Nicolás Maduro yönetimi altında ülke, hiperenflasyon, temel mal kıtlığı ve kitlesel göçle karşı karşıya kaldı. Ancak uzmanlara göre, ülkenin toparlanmasının önündeki en büyük engel, yalnızca yaptırımlar veya petrol fiyatları değil; onlarca yıldır profesyonel sınıfını dışlayan devletin artık yönetme kapasitesini yitirmiş olması. Bu durum, Venezuela'nın yeniden ayağa kalkması için sadece siyasi bir çözümün değil, aynı zamanda kurumsal bir yeniden inşanın da gerekli olduğunu gösteriyor.
Profesyonel Sınıfın Kaybı ve Kurumsal Çöküş
Venezuela, 20. yüzyılın ortalarından itibaren petrol zengini bir ülke olarak Latin Amerika'nın en istikrarlı demokrasilerinden biriydi. Ancak Hugo Chávez'in 1999'da iktidara gelmesiyle başlayan süreçte, devlet kurumları giderek siyasallaştı ve liyakat yerine sadakat ön plana çıktı. 2002'deki darbe girişimi sonrasında Chávez, petrol şirketi PDVSA'nın yönetimini ele geçirdi ve binlerce deneyimli mühendis, teknisyen ve yöneticiyi işten çıkardı. Bu tasfiye, ülkenin en kritik sektörü olan petrol endüstrisinin belkemiğini kırdı. Benzer şekilde, sağlık, eğitim ve adalet sistemlerinden de deneyimli personel uzaklaştırıldı veya ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Bugün Venezuela, doktorlarının büyük bir kısmını, mühendislerini ve akademisyenlerini kaybetmiş durumda. Bu beyin göçü, devletin temel hizmetleri sunma kapasitesini yok etti.
2013'te Chávez'in ölümünün ardından Maduro iktidara geldiğinde, ekonomik kriz daha da derinleşti. Devlet, fiyat kontrolleri, kamulaştırmalar ve döviz kısıtlamaları gibi politikalar nedeniyle özel sektörü de boğdu. Ülke, 2014'ten itibaren ardı ardına yıllarda %10'un üzerinde küçüldü; hiperenflasyon 2018'de %1.000.000'u aştı. Milyonlarca Venezuelalı, başta Kolombiya, Peru, Şili ve Brezilya olmak üzere komşu ülkelere göç etti. Bu göç dalgası, ülkenin insan sermayesini daha da eritti. Bugün Venezuela'da elektrik kesintileri, su kıtlığı ve yakıt sıkıntısı günlük hayatın bir parçası haline geldi.
Siyasi Kriz ve Uluslararası Yaptırımlar
Venezuela'daki siyasi kriz, 2019'da muhalefet lideri Juan Guaidó'nun kendini geçici devlet başkanı ilan etmesiyle yeni bir boyut kazandı. ABD ve elliden fazla ülke Guaidó'yu tanıdı; ancak Maduro, ordu ve Rusya, Çin, Küba gibi müttefiklerin desteğiyle iktidarını korudu. ABD, Maduro yönetimine ve PDVSA'ya yönelik ağır yaptırımlar uyguladı. Bu yaptırımlar, ülkenin petrol ihracatını ciddi şekilde kısıtladı ve ekonomik çöküşü hızlandırdı. Ancak yaptırımların kaldırılması durumunda bile, ülkenin toparlanması için gereken kurumsal altyapı ve nitelikli iş gücü mevcut değil. Zira devlet, yıllardır liyakatsiz kadrolarla yönetiliyor ve yolsuzluk her seviyede yaygın.
2023'te Barbados Anlaşması ile muhalefet ve hükümet arasında diyalog başlatıldı ve 2024 seçimlerinin adil olması konusunda mutabakata varıldı. Ancak Maduro hükümeti, muhalefet adaylarının seçime katılmasını engelledi ve seçim süreci şeffaflıktan uzaklaştı. Uluslararası gözlemciler, seçimlerin özgür ve adil olmadığını bildirdi. Bu durum, ülkedeki siyasi çıkmazı daha da derinleştirdi.
Toparlanma İçin Kurumsal Kapasite Şart
Venezuela'nın toparlanması için sadece siyasi bir geçiş değil, aynı zamanda devletin yeniden inşası gerekiyor. Ülkenin petrol rezervleri dünyanın en büyüğü olsa da, üretim kapasitesi 2000'li yılların başındaki 3 milyon varil/gün seviyesinden 2020'de 500 bin varil/günün altına düştü. PDVSA'nın altyapısı bakımsız, personeli deneyimsiz. Elektrik şebekesi çökmüş durumda. Sağlık sistemi, temel ilaçları dahi temin edemiyor. Eğitim sistemi, öğretmen eksikliği nedeniyle çökmüş durumda. Bu koşullarda, yeni bir hükümet gelse bile, ülkeyi yönetecek kapasiteye sahip bir bürokrasi ve teknik kadro bulunmuyor. Beyin göçü nedeniyle ülkeyi terk eden profesyonellerin geri dönmesi için güvenli bir ortam ve teşvikler gerekiyor. Ancak mevcut siyasi istikrarsızlık ve ekonomik belirsizlik, bu geri dönüşü zorlaştırıyor.
Uluslararası toplum, Venezuela'ya insani yardım sağlama konusunda istekli olsa da, yardımların etkin dağıtımı için güvenilir kurumlar yok. Devlet kurumları yolsuzluğa bulaşmış durumda; sivil toplum kuruluşları ise baskı altında. Bu nedenle, uluslararası yardımların koordinasyonu ve denetimi büyük bir sorun teşkil ediyor. Ayrıca, ülkenin borçları ve petrol sektöründeki yasal belirsizlikler, yabancı yatırımcıların cesaretini kırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Venezuela, Türkiye'nin Latin Amerika'daki en önemli stratejik ortaklarından biri. Ankara, Maduro yönetimine siyasi destek verirken, iki ülke arasındaki ticaret ve yatırım ilişkileri son yıllarda arttı. Türk şirketleri, özellikle inşaat, gıda ve tekstil sektörlerinde Venezuela'da faaliyet gösteriyor. Ancak ülkedeki kurumsal çöküş ve ekonomik istikrarsızlık, bu yatırımları riskli hale getiriyor. Venezuela'nın toparlanamaması, Türkiye'nin bölgedeki ekonomik ve diplomatik açılımını da sınırlayabilir. Ayrıca, Venezuela'daki krizin derinleşmesi, bölgesel göçü artırarak Türkiye'ye yönelik düzensiz göç riskini dolaylı olarak etkileyebilir. Bu nedenle Türkiye, Venezuela'da kalıcı bir çözüm için kurumsal kapasite inşasına katkı sağlayacak projelere yönelebilir.