Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile Kuzey Kore lideri Kim Jong Un arasında geçtiğimiz hafta gerçekleşen zirve, Pyongyang yönetimi için tam bir başarı olarak değerlendiriliyor. Oxford Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Dr. Edward Howell, FRANCE 24'e yaptığı açıklamada, görüşmelerde Kuzey Kore'nin nükleer programı ya da nükleer silahlardan arınma konusunun hiç gündeme gelmemesinin Kim Jong Un için önemli bir diplomatik zafer olduğunu belirtti. İki lider, Çin'in başkenti Pekin'de bir araya gelirken, resmi açıklamalarda ikili ilişkiler ve bölgesel istikrar vurgusu yapıldı; ancak uluslararası toplumun en çok merak ettiği nükleer başlık masaya yatırılmadı.
Zirvenin Arka Planı: Stratejik Ortaklık mı, Tek Taraflı Kazanç mı?
Çin ve Kuzey Kore arasındaki bu son zirve, iki ülke arasındaki geleneksel müttefiklik ilişkisinin yeniden canlandırılması açısından kritik bir adım olarak görülüyor. Kim Jong Un, uluslararası yaptırımlar ve izolasyonla mücadele ederken, Pekin'in desteğini arkasına almayı başardı. Howell, "Zirve boyunca nükleer silahlardan arınma konusunun hiç konuşulmaması, Kuzey Kore'nin müzakere masasında elini güçlendirdi" ifadelerini kullandı. Çin, BM Güvenlik Konseyi'nin Kuzey Kore'ye yönelik yaptırımlarını desteklese de, uygulamada sınır ticaretini ve enerji akışını sürdürerek Pyongyang'ın ayakta kalmasına yardımcı oluyor. Bu durum, Washington ve müttefikleri tarafından sık sık eleştiriliyor.
Uzmanlar, Xi Jinping'in Kim Jong Un'u Pekin'de ağırlayarak, bölgedeki ABD varlığına karşı bir denge oluşturmayı hedeflediğini düşünüyor. Çin, Kuzey Kore'yi nükleer silahlardan arındırma konusunda net bir tavır alsa da, bu konuyu doğrudan gündeme getirmekten kaçınarak Pyongyang'ın güvenini kazanmayı tercih ediyor. Howell'a göre, "Bu zirve, Kuzey Kore'nin müzakere stratejisinin bir parçası olarak nükleer programını kullanma kabiliyetini artırdı."
Bölgesel ve Küresel Boyut: ABD, Güney Kore ve Japonya'nın Tepkileri
Çin-Kuzey Kore zirvesi, sadece iki ülkeyi değil, aynı zamanda bölgedeki diğer aktörleri de yakından ilgilendiriyor. ABD, Güney Kore ve Japonya, Kuzey Kore'nin nükleer programı karşısında ortak bir tavır sergilerken, Çin'in bu konuda daha yumuşak bir yaklaşım benimsemesi dikkat çekiyor. Washington, Pekin'den Pyongyang üzerindeki baskıyı artırmasını beklerken, bu zirve Çin'in Kuzey Kore'ye verdiği desteğin sinyallerini taşıyor. Özellikle ABD Başkanı Joe Biden'ın Asya-Pasifik stratejisi kapsamında bölgedeki ittifakları güçlendirme çabalarına karşılık, Çin'in Kuzey Kore ile yakınlaşması, jeopolitik bir hamle olarak yorumlanıyor.
Güney Kore yönetimi, zirve sonrası yaptığı açıklamada, Kuzey Kore'nin nükleer silahlardan arındırılması konusundaki kararlılığını yinelerken, Japonya ise endişelerini dile getirdi. Uzmanlar, bu gelişmenin altılı görüşmelerin yeniden canlandırılması ihtimalini zayıflattığını belirtiyor. Kuzey Kore, nükleer programını müzakere masasında bir koz olarak kullanmaya devam ederken, Çin'in arabuluculuk rolü sorgulanıyor. Howell, "Çin, Kuzey Kore'yi kontrol edebilecek tek ülke olarak görülüyor, ancak bu zirve, Pekin'in bu gücü tam olarak kullanmak istemediğini gösteriyor" dedi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin doğrudan tarafı olmadığı bir bölgesel denklemde yaşansa da, küresel güç dengeleri açısından önemli ipuçları taşıyor. Çin'in Kuzey Kore'yi desteklemesi, ABD'nin Asya-Pasifik'teki nüfuzuna karşı bir blok oluşturma çabası olarak okunabilir. Türkiye, NATO üyesi ve ABD ile stratejik müttefik olarak Washington'un politikalarını yakından takip ederken, aynı zamanda Çin ile ekonomik ilişkilerini geliştirme arayışında. Bu nedenle, Pekin-Pyongyang ekseninin güçlenmesi, Türkiye'nin Asya politikasını dengelerken dikkate alması gereken bir faktör haline geliyor. Ancak doğrudan bir etki beklenmiyor; zira Türkiye'nin Kore Yarımadası'ndaki krizlerde oynadığı rol sınırlı. Yine de, nükleer silahlanmanın yayılması riski, küresel güvenlik mimarisini tehdit ettiği için Türkiye'nin de uzun vadede etkilenebileceği bir gelişme.