ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı'nın (USAID) kısa süre önce kapanması, küresel insani yardım alanında bir deprem etkisi yarattı. Kurumun dağıtılmasının ardından, dünyanın dört bir yanındaki yardım programları askıya alındı ve milyonlarca insan hayati destekten mahrum kaldı. Ancak bu felaketin boyutuna ilişkin tahminler, Elon Musk'ın "sıfır ölüm" iddiası ile akademisyenlerin "on binlerce ölüm" öngörüsü arasında büyük bir uçurum olduğunu gösteriyor. Gerçek rakam ne olursa olsun, USAID'in kapanışı, küresel sağlık ve açlıkla mücadelede derin bir boşluk yarattı ve bu durum özellikle Sahra Altı Afrika, Orta Doğu ve Asya'nın bazı bölgelerinde yıkıcı sonuçlara yol açtı.
USAID'in Kapanışının Perde Arkası: Bir Kurumun Çöküşü
USAID, 1961'de kurulduğundan bu yana ABD dış politikasının sivil yardım kolu olarak görev yapıyordu. Ajans, yıllık yaklaşık 40 milyar dolarlık bütçesiyle dünyanın en büyük ikili kalkınma kuruluşuydu. Kurum, HIV/AIDS ile mücadelede hayat kurtaran ilaçları finanse ediyor, kıtlıkla boğuşan bölgelere gıda yardımı ulaştırıyor, temiz su ve eğitim projeleri yürütüyordu. Ancak son yıllarda kurum, özellikle Kongre'deki Cumhuriyetçiler tarafından "savurganlık" ve "verimsizlik" suçlamalarıyla hedef alındı. Elon Musk'ın liderliğindeki Hükümet Verimliliği Departmanı (DOGE), USAID'i kapatmak için yoğun bir kampanya yürüttü. Bu kampanya, ajansın web sitesinin kapatılması, personelin evlerine gönderilmesi ve tüm fonların dondurulmasıyla sonuçlandı.
Musk, USAID'in kapanmasının "kimseyi öldürmeyeceğini" iddia etti ve kurumu "suç örgütü" olarak nitelendirdi. Ancak bu iddialar, sahada çalışan yardım kuruluşları tarafından sert bir şekilde reddedildi. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve UNICEF gibi kuruluşlar, USAID fonlarının kesilmesinin küresel sağlık programlarında "benzeri görülmemiş bir bozulmaya" yol açtığını açıkladı. Özellikle Afrika'da sıtma, tüberküloz ve HIV/AIDS tedavilerinin kesintiye uğraması, hastanelerde ilaç sıkıntısına ve önlenebilir ölümlere neden oldu. Kıtlıkla mücadele programlarının askıya alınması, Yemen, Somali ve Afganistan gibi ülkelerde açlık riskini artırdı.
Küresel Etkiler: Ölüm Sayısı Ne Olacak?
Akademisyenler ve insani yardım uzmanları, USAID'in kapanmasının yol açacağı ek ölüm sayısına ilişkin çeşitli modeller geliştirdi. Örneğin, Harvard Üniversitesi'nden bir ekip, fon kesintilerinin önümüzdeki iki yıl içinde sadece Sahra Altı Afrika'da 100.000 ila 200.000 arasında ek ölüme yol açabileceğini tahmin ediyor. Bu tahminler, dondurulan aşı programları, anne-çocuk sağlığı hizmetleri ve beslenme destekleri gibi temel müdahalelerin aksamasına dayanıyor. Ekonomi uzmanları ise bu durumun yalnızca insani değil, aynı zamanda ekonomik bir krize yol açacağına dikkat çekiyor: yardım kesintileri, yerel ekonomileri çökerten zincirleme etkiler yaratabilir ve bu da göç dalgalarını tetikleyebilir.
Öte yandan Elon Musk ve destekçileri, USAID'in etkisiz olduğunu ve kapanmasıyla birlikte özel sektörün boşluğu dolduracağını savunuyor. Ancak uzmanlar, özel bağışların kamu yardımının yerini tutamayacağını ve özellikle çatışma bölgeleri gibi yüksek riskli alanlarda hiçbir özel kuruluşun USAID'in yerini alamayacağını belirtiyor. ABD hükümeti ise şu ana kadar kesintilerin geri alınacağına dair bir sinyal vermedi. Aksine, ajansın kalan personeli bile işten çıkarılırken, fonların kalıcı olarak kesileceğinin sinyalleri güçleniyor. Bu durum, özellikle ABD'nin küresel liderlik rolünü zayıflatırken, Çin ve Rusya gibi ülkelerin yardım boşluğunu doldurma çabasına ivme kazandırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
USAID'in kapanışı, Türkiye'nin dış yardım stratejisini doğrudan etkileme potansiyeli taşıyor. Türkiye, son yıllarda TİKA ve AFAD aracılığıyla Afrika, Orta Doğu ve Balkanlar'da önemli bir insani yardım aktörü haline geldi. USAID'in çekilmesi, bu bölgelerde bir boşluk yaratabilir ve Türkiye'ye bu boşluğu doldurma fırsatı sunabilir. Ancak bu aynı zamanda Türkiye'nin üzerindeki finansal yükü de artırabilir. Öte yandan, ABD'nin yardım politikalarını sorgulayan bu süreç, Türkiye'nin kendi kalkınma yardımı modelini gözden geçirmesine ve alternatif ortaklıklar kurmasına da zemin hazırlayabilir. Küresel güç dengelerindeki bu kayma, Türkiye'nin dış politika manevra alanını genişletirken, ikili ilişkilerde de yeni fırsatlar doğurabilir.