Amerika Birleşik Devletleri'nde yükseköğretim kurumları, son yıllarda hızla eriyen kamu güvenini yeniden kazanmanın yollarını arıyor. Yapılan araştırmalar, toplumun üniversitelere olan inancının ciddi biçimde sarsıldığını gösteriyor. Özellikle 2020 sonrası dönemde artan siyasallaşma, yüksek öğrenim maliyetlerindeki patlama ve kurumların toplumsal sorunlara karşı tutumları, güven erozyonunun başlıca sebepleri arasında sayılıyor. Konuyla ilgili geniş çaplı bir çalışma yürüten araştırmacılar, asıl meselenin sadece imaj düzeltmekten ibaret olmadığını, köklü bir yapısal reform gerektiğini vurguluyor.
Gelişmenin arka planı: Güven bunalımının anatomisi
Son dönemde yapılan kamuoyu yoklamaları, Amerikalıların yalnızca yüzde 36'sının yükseköğretime güvendiğini ortaya koyuyor. Bu oran, on yıl önce yüzde 57 seviyesindeydi. Gerileme özellikle 2019 ile 2022 arasında keskinleşti. Pandemi döneminde alınan uzaktan eğitim kararları, kampüslerdeki ideolojik tartışmalar ve öğrenci hareketlerinin yönetimi, üniversitelerin tarafsızlık algısını zedeledi.
Bir diğer kritik faktör ise maliyetler. Amerika'da dört yıllık bir lisans eğitiminin ortalama yıllık ücreti, devlet üniversitelerinde 10 bin doların üzerine çıkarken, özel üniversitelerde 35 bin doları aşıyor. Öğrenci borcu toplamda 1.7 trilyon dolara ulaşmış durumda. Bu borç yükü, mezunların ev sahibi olma, araba satın alma veya emeklilik birikimi yapma gibi temel yaşam hedeflerini ertelemelerine yol açıyor. Toplum, bu durumu üniversitelerin aşırı şişmiş idari kadrolarına ve verimsiz harcamalarına bağlıyor.
Akademik dünyada artan siyasallaşma da güveni derinden etkiliyor. Pew Araştırma Merkezi'nin 2023 verilerine göre, Cumhuriyetçi seçmenlerin yalnızca yüzde 18'i üniversitelere güveniyor. Demokratlar içinse bu oran yüzde 61. Bu keskin uçurum, üniversitelerin geleneksel olarak sahip olduğu toplumsal mutabakat zeminini kaybettiğini gösteriyor.
Bölgesel veya küresel boyut: Benzer sıkıntılar Avrupa'da da yankı buluyor
Bu güven bunalımı yalnızca Amerika'ya özgü değil. Birleşik Krallık'ta da üniversitelere olan güven son on yılda yüzde 15 puan azaldı. Özellikle Brexit sonrası dönemde üniversitelerin uluslararası öğrenci bağımlılığı ve göç politikalarına karşı tutumları tartışma konusu oldu. Almanya'da ise durum biraz daha iyimser: Üniversitelerin büyük ölçüde devlet finansmanına dayanması ve düşük harç ücretleri, toplumsal güveni nispeten korumuş görünüyor. Ancak burada da aşırı sağ partilerin yükselişiyle birlikte akademik özgürlükler sorgulanmaya başlandı.
Küresel ölçekte bakıldığında, yükseköğretimin kitleselleşmesi ve metalaşması, diplomaların değerini düşürürken kurumların toplumdaki ayrıcalıklı konumunu da aşındırıyor. Dünya Ekonomik Forumu'nun 2024 raporu, mezuniyet sonrası istihdam oranları ve maaş beklentileri ile üniversite itibarı arasındaki bağın giderek zayıfladığına işaret ediyor. Bu durum, gelişmekte olan ülkelerde de benzer bir güven kaybına yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de yükseköğretim sistemi, benzer bir güven sarsıntısı yaşıyor olmasa da, dikkat edilmesi gereken sinyaller var. Özellikle son yıllarda artan vakıf üniversitesi sayısı ve bu kurumların kâr odaklı yönetimleri, kalite ve liyakat tartışmalarını beraberinde getirdi. Devlet üniversitelerindeki akademik kadro yetersizlikleri ve kontenjan-planlama uyumsuzluğu, mezunların iş bulma sürecini zorlaştırıyor. Küresel güven krizine doğrudan dahil olmasa da, Türkiye'nin bu eğilimleri yakından izlemesi ve şeffaflık, hesap verebilirlik ile istihdam odaklı bir reform sürecini başlatması stratejik bir önem taşıyor.