Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), Cuma günü yaptığı toplantıda, İsrail'in şiddetli itirazlarına rağmen Batı Şeria'daki önemli bir arkeolojik alan olan Sebastia'yı ve Lübnan'ın güneyindeki bir dizi ortaçağ kalesini Dünya Mirası Listesi'ne kaydetti. İsrail, bu adaylıkların reddedilmesi için komiteyi ikna etmeye çalışmış ancak başarılı olamamıştı. Karar, kültürel mirasın korunması konusundaki uluslararası işbirliğinin yanı sıra, Ortadoğu'daki siyasi gerilimlerin kültürel mirasa yansıması açısından da büyük önem taşıyor.
Kararın Arka Planı ve Kapsamı
UNESCO'nun Dünya Miras Komitesi, Polonya'nın Krakow kentinde düzenlenen 41. oturumunda, Ürdün'ün başvurusu üzerine Sebastia'yı 'Filistin'deki ulusal bir hazine' olarak nitelendirerek listeye dahil etti. Sebastia, Nablus'un kuzeybatısında yer alan ve Samiriye olarak da bilinen antik bir kenttir; Roma, Bizans ve İslam dönemlerine ait kalıntıları barındırıyor. Alan, İsrail işgali altındaki Batı Şeria'da bulunuyor ve bu nedenle İsrail, UNESCO'nun bu hamlesini 'siyasi bir jest' olarak değerlendirdi ve 'kültürel mirasın istismarı' olarak nitelendirdi.
Komite ayrıca, Lübnan'ın güneyindeki Tyr (Sur) bölgesinde yer alan ve Haçlılar döneminden kalma bir dizi kaleyi de 'Uluslararası Raşid Karami Uluslararası Fuarı' ve 'Şam Kapısı' ile birlikte listeye ekledi. Bu kaleler, Lübnan'ın kültürel çeşitliliğini yansıtan önemli eserler arasında sayılıyor. İsrail, bu alanların da Hizbullah'ın etkisi altında olduğunu ve bu nedenle listenin siyasi amaçlarla kullanıldığını iddia etti.
UNESCO Genel Direktörü Irina Bokova, kararın ardından yaptığı açıklamada, 'Dünya mirası, siyasi sınırları aşan bir kavramdır. Bu eserler, insanlığın ortak hafızasının bir parçasıdır ve korunması hepimizin sorumluluğudur' dedi. Ancak İsrail Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, 'UNESCO, tarihi ve arkeolojik gerçekleri görmezden gelerek Filistinlilerin siyasi ajandasına hizmet etmektedir' ifadesine yer verildi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu karar, UNESCO'nun son yıllarda Ortadoğu'daki kültürel miras konusunda aldığı tartışmalı kararlara bir yenisini ekledi. 2017'de Hebron'daki El-Halil Eski Şehri'nin 'Filistin' adı altında listeye alınması da İsrail tarafından sert şekilde eleştirilmişti. İsrail, 2019'da ABD'nin de desteğiyle UNESCO'dan çekilme kararı almış, ancak daha sonra bu kararın askıya alındığını açıklamıştı. Uzmanlar, bu tür adımların kültürel mirasın korunmasına katkı sağlamak yerine, bölgedeki siyasi kutuplaşmayı derinleştirebileceği görüşünde.
Öte yandan, Lübnan'daki kalelerin listeye alınması, ülkenin ekonomik kriz ve siyasi istikrarsızlıkla boğuştuğu bir dönemde uluslararası alanda olumlu bir imaj yaratması açısından da önemli. Ancak bazı analistler, bu tür başvuruların, özellikle Filistin gibi işgal altındaki bölgelerde, uluslararası hukuk ve egemenlik tartışmalarını da beraberinde getirdiğine dikkat çekiyor. UNESCO'nun kararları, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda da yankı buluyor; Filistin yönetimi bu kararları diplomatik bir zafer olarak görürken, İsrail ve müttefikleri bunları 'örgütün itibarını zedeleyen' olarak nitelendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, UNESCO kararlarını genellikle kültürel mirasın korunması bağlamında değerlendirmekte ve bu tür uluslararası kararları desteklemektedir. Ancak bu özel karar, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği siyasi desteği dolaylı olarak güçlendirebilir. Türkiye, Filistin'in UNESCO'daki varlığını ve Dünya Mirası Listesi'ne alınan Filistin alanlarını açıkça desteklemiş, bu konuda İsrail'e yönelik eleştirilerini daha da artırmıştır. Ayrıca, Lübnan'daki kalelerin listeye alınması, Türkiye'nin bölgedeki kültürel mirasın korunmasına yönelik çabalarıyla örtüşmektedir. Türkiye, kendi topraklarındaki kültürel varlıkların korunması konusunda UNESCO standartlarını benimsemiş ve uluslararası işbirliğine açık bir tutum sergilemektedir. Bu karar, Türkiye'nin Ortadoğu'daki kültürel mirasın korunmasına verdiği önemi ve bu alandaki bölgesel liderlik rolünü pekiştirebilir.