Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), İsrail'in şiddetle karşı çıkmasına rağmen işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan antik Tell es-Sultan arkeolojik alanını ve güney Lübnan'daki ortaçağ haçlı kalelerini Dünya Mirası Listesi'ne kaydetti. Bu karar, kültürel miras ile siyasetin kesiştiği bölgede uzun süredir devam eden bir anlaşmazlığı yeniden alevlendirdi. UNESCO Dünya Miras Komitesi'nin Suudi Arabistan'ın Riyad kentinde yaptığı toplantıda alınan kararlar, Filistinliler tarafından memnuniyetle karşılanırken, İsrail tarafından 'sorumsuzca' olarak nitelendirildi.
Tell es-Sultan ve Haçlı Kaleleri: Tarihi ve Önemi
Tell es-Sultan, Filistin'in Eriha kentinin hemen dışında yer alan ve Neolitik döneme kadar uzanan 10.000 yıllık bir tarihe sahip önemli bir arkeolojik höyüktür. Alan, insanlık tarihinin en eski yerleşim yerlerinden biri olarak kabul ediliyor ve ilk kez 1950'lerde İngiliz arkeolog Kathleen Kenyon tarafından kazılmıştır. Uzmanlar, burada bulunan kalıntıların tarımın ve yerleşik hayatın ilk örneklerini barındırdığını belirtiyor.
Öte yandan, Lübnan'ın güneyindeki Sur kentinde bulunan ve Haçlı Seferleri döneminden kalma bir dizi kale, UNESCO tarafından 'Uluslararası Fuar' (Rashid Karami Uluslararası Fuarı) ile birlikte listeye eklendi. Bu kaleler, 12. ve 13. yüzyıllarda inşa edilmiş olup, bölgedeki Haçlı varlığının önemli izlerini taşıyor. Ancak İsrail, bu kalelerin bulunduğu bölgenin kendi kontrolündeki bir tampon bölgede yer aldığını ve Lübnan'ın bu alanlar üzerindeki egemenlik iddiasının geçersiz olduğunu savunuyor.
UNESCO'nun kararı, İsrail ve ABD'nin örgütten çekilme tehditlerinin ardından geldi. Özellikle ABD, 2011 yılında Filistin'in UNESCO'ya tam üye olarak kabul edilmesinin ardından örgüte yaptığı finansal desteği durdurmuştu. İsrail ise bu tür kararların 'antik tarihi siyasallaştırdığını' ve örgütün tarafsızlığını zedelediğini iddia ediyor.
Kültürel Miras Siyaseti: Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu karar, kültürel mirasın korunması ile uluslararası siyaset arasındaki hassas dengeyi bir kez daha gözler önüne seriyor. Filistin tarafı, UNESCO'nun bu adımının, işgal altındaki topraklardaki Filistin varlığını ve tarihini uluslararası alanda tescil ettiğini belirterek kararı 'tarihi bir zafer' olarak nitelendirdi. Filistin Turizm ve Eski Eserler Bakanı Rula Ma'ay'a göre, bu karar 'Filistin'in zengin tarihini ve kimliğini dünyaya kanıtlıyor'.
İsrail ise kararı sert bir dille kınadı. İsrail Dışişleri Bakanı Eli Cohen, UNESCO'nun bu kararının 'siyasi bir oyun' olduğunu ve örgütün 'İsrail'e karşı önyargılı tutumunun' bir göstergesi olduğunu söyledi. İsrail, daha önce de Kudüs'teki Eski Şehir ve Batı Şeria'daki bazı sit alanlarını kendi egemenliği altında göstererek UNESCO kararlarına karşı çıkmıştı.
Uzmanlar, bu kararın yalnızca iki ülke arasındaki bir anlaşmazlık olmadığını, aynı zamanda UNESCO gibi uluslararası kuruluşların siyasi çekişmelerden bağımsız hareket etme kapasitesini de test ettiğini vurguluyor. Örgütün son yıllarda İsrail-Filistin çatışması nedeniyle yoğun bir şekilde eleştirildiği ve bazı üyelerin örgütten çekilme kararı aldığı hatırlanıyor. ABD ve İsrail, 2019 yılında 'anti-İsrail önyargısı' gerekçesiyle UNESCO'dan resmen ayrılmıştı; ancak ABD, bu yılın başlarında gözlemci statüsüyle geri dönmüştü.
UNESCO'nun bu son kararının, bölgedeki arkeolojik alanların korunması açısından olumlu bir gelişme olduğu düşünülürken, aynı zamanda uluslararası toplumun kültürel mirasa yaklaşımında derin bir bölünmüşlüğü de ortaya koyuyor. Özellikle Orta Doğu'da, kültürel varlıkların çoğu zaman çatışmaların gölgesinde kaldığı ve bu tür kararların bölge üzerindeki jeopolitik gerilimleri artırabileceği belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin uluslararası hukuk ve kültürel mirasın korunmasına verdiği önemle örtüşüyor. Türkiye, geçmişte benzer şekilde kendi sınırları içindeki tarihi alanların korunması konusunda duyarlı davranmış ve bu tür kararları desteklemiştir. Ancak karar, bölgesel olarak Filistin davasını güçlendiren bir adım olarak değerlendirilebilir; Türkiye'nin Filistin'e verdiği diplomatik destek düşünüldüğünde, bu durum Ankara'nın tutumuyla uyumlu bir gelişmedir. Aynı zamanda, UNESCO üzerindeki bu tür tartışmaların, uluslararası kuruluşların tarafsızlığı konusunda devam eden tartışmalara işaret etmesi, Türkiye'nin uluslararası platformlarda reform çağrılarıyla örtüşmektedir. Ancak doğrudan bir etki yaratması beklenmese de, bu karar bölgesel istikrarsızlıkları derinleştirebilecek bir emsal olarak görülmeli ve Ankara'nın kültürel diplomasideki aktif rolü açısından da dikkatle izlenmelidir.