Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Çarşamba günü yaptığı açıklamada, ABD'nin mahkeme başkanı ve kıdemli bir savcısına uyguladığı en son yaptırımları, mahkemenin bağımsızlığına yönelik "açık bir saldırı" olarak nitelendirdi. Mahkeme, bu adımın hukukun üstünlüğüne ve uluslararası ceza adaletine ciddi bir darbe olduğunu vurguladı. Trump yönetimi tarafından alınan bu karar, uluslararası toplumda geniş yankı uyandırırken, UCM'nin çalışmalarını engellemeye yönelik baskıların arttığı bir dönemde geldi.
Gelişmenin Arka Planı
ABD Başkanı Donald Trump'ın imzaladığı başkanlık kararnamesiyle, UCM Başkanı Tomoko Akane ve Kıdemli Savcı Andrew Cayley'in mal varlıkları donduruldu ve ABD'ye girişleri yasaklandı. Bu yaptırımlar, mahkemenin Afganistan ve Gazze dahil olmak üzere çeşitli dosyalarda yürüttüğü soruşturmaların ardından geldi. UCM, yaptırımların mahkemenin bağımsız yargı yetkisini baltalamayı amaçladığını ve bu tür önlemlerin uluslararası hukuk çerçevesinde kabul edilemez olduğunu belirtti.
UCM'nin açıklamasında, "Bu yaptırımlar, mahkemenin yargısal işlevlerini engellemeye yönelik sistematik bir baskının parçasıdır. Bu tür eylemler, uluslararası toplumun cezasızlıkla mücadele çabalarını zayıflatır ve hukukun üstünlüğüne olan güveni sarsar" ifadelerine yer verildi. Mahkeme ayrıca, 124 üye ülkeyi bu yaptırımlara karşı ortak bir duruş sergilemeye çağırdı.
ABD'nin bu hamlesi, daha önce 2020 yılında dönemin Başkanı Trump'ın UCM yetkililerine yönelik yaptırım uygulamasına benzer bir nitelik taşıyor. O dönemde de mahkeme, yaptırımları uluslararası hukukun ihlali olarak değerlendirmiş ve ABD'nin bu tutumunu kınamıştı. Ancak Biden yönetimi 2021'de bu yaptırımları kaldırmıştı. Şimdi yeniden uygulanan yaptırımlar, ABD'nin UCM'ye karşı tutumundaki istikrarsızlığı gözler önüne seriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin UCM'ye yönelik bu son yaptırımları, uluslararası ceza adaleti sistemine yönelik en ciddi tehditlerden biri olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, bu adımın mahkemenin tanıkları koruma, soruşturma yürütme ve kararlarını uygulama kapasitesini doğrudan etkileyebileceğine dikkat çekiyor. Özellikle Gazze'deki savaş suçları iddialarına ilişkin soruşturmaların devam ettiği bir dönemde, ABD'nin bu hamlesi, uluslararası toplumda Filistinlilere yönelik adalet arayışını baltalama girişimi olarak yorumlanıyor.
Avrupa Birliği ve birçok üye ülke, yaptırımları kınayan açıklamalar yayımladı. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, "Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne yönelik her türlü engelleme, uluslararası hukukun temellerine saldırıdır. AB, mahkemenin bağımsızlığını ve bütünlüğünü tam olarak desteklemektedir" dedi. Benzer şekilde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres de yaptırımların "endişe verici" olduğunu belirterek, uluslararası hukuka saygı çağrısında bulundu.
Öte yandan, ABD'nin bu adımının, Çin, Rusya ve diğer ülkelerin UCM'ye yönelik eleştirileriyle birleştiğinde, mahkemenin uluslararası alandaki meşruiyetini daha da zayıflatabileceği belirtiliyor. Rusya, 2016 yılında UCM'den çekilmiş, Çin ise mahkemeyi tanımıyor. Bu tablo, UCM'nin büyük güçlerin baskısına karşı kırılganlığını ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin UCM'ye yönelik yaptırımları, Türkiye'nin de içinde bulunduğu uluslararası sistemin hukuk temelli işleyişini tehdit eden bir gelişmedir. Türkiye, UCM'nin kurucu anlaşması olan Roma Statüsü'ne taraf değildir; ancak uluslararası ceza hukuku ilkelerine ve hukukun üstünlüğüne vurgu yapmaktadır. Bu yaptırımlar, küresel güçlerin uluslararası yargı organlarını araçsallaştırma eğilimini güçlendirmekte ve Türkiye gibi ülkelerin egemenlik haklarına saygı gösterilmesi gerektiği ilkesini zedelemektedir. Ankara, uluslararası anlaşmazlıkların çözümünde diyalog ve diplomasiyi öncelerken, bu tür tek taraflı yaptırım politikalarının küresel istikrara zarar verdiğini düşünmektedir. Türkiye'nin, UCM'nin bağımsızlığını savunan ülkelerle ortak bir tutum geliştirmesi, uluslararası hukukun korunması açısından önem taşımaktadır.