Londra'daki ünlü Ulusal Galeri'de (National Gallery) görev yapan ve büyük çoğunluğu etnik azınlık kökenli olan güvenlik personelinin, ağırlıklı olarak beyaz çalışanlara ayrılmış ortak kullanım alanlarına alınmadığı ve 'ikinci sınıf vatandaş' muamelesi gördüğü öne sürüldü. Galerinin kıdemli bir küratörü tarafından yapılan açıklamada, dış kaynaklı (outsource) güvenlik şirketi çalışanlarının, galerinin ana personel merkezine erişiminin engellendiği ve bu durumun kurumda 'şok edici bir ayrımcılığa' işaret ettiği belirtildi.
Gelişmenin Arka Planı
The Guardian gazetesinin ulaştığı bilgilere göre, Ulusal Galeri'deki güvenlik hizmetleri özel bir şirket aracılığıyla sağlanıyor. Bu şirkette çalışan güvenlik görevlilerinin neredeyse tamamı siyahi, Asyalı ve diğer etnik azınlık gruplarından oluşuyor. Ancak bu personelin, galerinin asıl çalışanlarıyla aynı sosyal alanları kullanmasına izin verilmiyor. Küratör, bu durumun 'modern bir apartheide' benzediğini ve kurumun itibarına gölge düşürdüğünü ifade etti.
Ulusal Galeri yönetimi ise konuyla ilgili henüz resmi bir açıklama yapmadı. Ancak içeriden edinilen bilgilere göre, güvenlik personelinin ayrı bir alanda dinlenmek zorunda bırakılması, 'iş sözleşmesi gereği' gibi gerekçelerle savunulmaya çalışılıyor. Bu açıklama, kurumdaki eşitsizlik algısını daha da güçlendiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu olay, yalnızca Ulusal Galeri'nin iç sorunu olmanın ötesinde, Birleşik Krallık'ta ve genel olarak Batı Avrupa'da yaygınlaşan 'dış kaynak kullanımı' (outsourcing) uygulamalarının yol açtığı işgücü ayrımcılığına dair önemli bir örnek teşkil ediyor. Özellikle kültür-sanat kurumlarında çalışan düşük ücretli personelin, çoğunlukla göçmen kökenli olması ve bu çalışanlara yönelik ayrımcı uygulamaların artması, toplumsal eşitsizlik tartışmalarını yeniden alevlendiriyor.
Benzer durumlar, İngiltere'deki diğer müzelerde ve hatta sağlık, ulaşım gibi sektörlerde de yaşanıyor. İşçi sendikaları ve sivil toplum örgütleri, bu tür uygulamaların 'modern kölelik' biçimi olduğunu vurgulayarak yetkililere çağrıda bulunuyor. Avrupa genelinde ise özellikle pandemi sonrası dönemde, sağlık çalışanları ve diğer ön saflardaki işçilerin maruz kaldığı eşitsizlikler daha görünür hale gelmiş durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'de de zaman zaman gündeme gelen özel güvenlik çalışanlarının özlük hakları ve çalışma koşullarına dair tartışmaları akla getiriyor. Türkiye'de özellikle büyük şehirlerdeki kamu binaları ve özel işletmelerde görev yapan güvenlik görevlilerinin de benzer ayrımcılık ve kötü çalışma şartlarıyla karşı karşıya olduğu biliniyor. Bu durum, dış kaynak kullanımı politikalarının evrensel bir sorunu olarak değerlendirilebilir. Türkiye'de bu konudaki düzenlemelerin iyileştirilmesi, çalışan hakları açısından önem taşıyor.