Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Libya'da savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla itham edilen 48 yaşındaki El-Mehdi el-Mesmari hakkındaki suçlamaları onayladı. Yargıçlar, 16 Temmuz tarihli kararla, El-Mesmari'nin 2014-2016 yılları arasında Trablus'ta faaliyet gösteren ve işkence ile keyfi gözaltılarla anılan Mitiga hapishanesini yönettiği iddialarını kabul ederek davanın ana duruşmaya hazır olduğunu bildirdi.
Mitiga Hapishanesi: Libya İç Savaşı'nın Karanlık Yüzü
El-Mesmari, 2014-2016 yılları arasında Libya'da milis güçlerinin kontrolündeki Mitiga hapishanesinin fiili yöneticisi olarak görev yaptı. Bu hapishane, ülkenin doğusundaki silahlı gruplarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan yüzlerce kişinin alıkonulduğu, sistematik işkence, tecavüz ve cinayetlerin yaşandığı bir merkez haline gelmişti. UCM savcılığı, El-Mesmari'nin doğrudan emriyle en az 47 kişinin öldürüldüğünü, çok sayıda kişinin de işkenceye maruz bırakıldığını iddia ediyor. Mahkemenin yayımladığı belgelere göre, hapishanede elektrik şoku, darp, tecavüz ve aç bırakma gibi yöntemler rutin olarak kullanılıyordu.
Libya'da 2011'de Muammer Kaddafi rejiminin devrilmesinin ardından patlak veren iç savaş, ülkeyi iki ayrı yönetime bölmüştü: Trablus merkezli BM destekli Ulusal Mutabakat Hükümeti ve doğudaki Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi. Mitiga hapishanesi, Batı Libya'daki çeşitli milis gruplarının kontrolü altındaydı. El-Mesmari'nin hangi gruba bağlı olduğu kesin olarak bilinmese de, savcılık onun Vatansever Güçler Koalisyonu adlı bir milis yapılanmasında önemli bir komutan olduğunu belirtiyor. UCM'nin bu dava aracılığıyla, Libya'da faaliyet gösteren silahlı grupların savaş suçlarına karşı bir emsal oluşturması bekleniyor.
UCM'nin Libya'daki Zorlu Mücadelesi ve Bölgesel Etkileri
Bu dava, UCM'nin Libya'da yürüttüğü soruşturmaların en somut örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Mahkeme, 2011'den bu yana Libya'daki savaş suçlarını araştırıyor ancak ülke içindeki güvenlik sorunları ve siyasi istikrarsızlık nedeniyle birçok şüpheliyi yakalayıp yargı önüne çıkaramıyor. El-Mesmari ise 2017'de Birleşik Krallık'ta yakalanmış ve UCM'ye teslim edilmişti. Bu durum, Libya dışındaki ülkelerin işbirliğinin, uluslararası ceza adaleti açısından ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Bölgesel olarak, Libya'daki istikrarsızlık sadece Kuzey Afrika'yı değil, Sahel bölgesini ve Akdeniz'i de etkiliyor. Ülkedeki silahlı grupların yasadışı göç, silah kaçakçılığı ve terörizm gibi faaliyetlerde bulunması, Avrupa Birliği ve Türkiye gibi aktörlerin güvenlik politikalarını doğrudan ilgilendiriyor. UCM'nin Mitiga hapishanesi davası, Libya'daki cezasızlık kültürüne karşı atılmış bir adım olsa da, ülkede hâlâ on binlerce kişinin keyfi gözaltında olduğu ve işkencenin yaygın olduğu belirtiliyor. Uluslararası Af Örgütü ve diğer insan hakları örgütleri, Libya'daki tüm tarafların savaş suçlarından sorumlu tutulması için UCM'ye daha fazla kaynak ve siyasi destek sağlanması çağrısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Libya'da BM destekli Ulusal Mutabakat Hükümeti'ne (UMH) verdiği askeri ve siyasi destekle öne çıkan ülkelerden biri. Mitiga hapishanesi, UMH'nin kontrolündeki bölgede yer almasına rağmen, hapishanenin yönetimi ve işkence iddiaları doğrudan Türkiye ile bağlantılı değil. Ancak bu dava, Libya'daki milis yapılanmalarının savaş suçlarına ilişkin farkındalığı artırabilir. Türkiye'nin Libya'daki varlığı, özellikle askeri danışmanlık ve eğitim faaliyetleri kapsamında, sivil kayıpları önleme ve insan hakları ihlallerine karşı hassasiyet gösterme konusunda uluslararası baskı altında kalabilir. Ayrıca, Libya'daki istikrarsızlık Doğu Akdeniz'deki enerji güvenliği ve göç akınları üzerinden Türkiye'yi doğrudan etkilediği için, bu tür yargısal süreçlerin bölgesel dengelere yansıması izlenmeli.