WASHINGTON, 3 Eylül - Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) yönetim organı olan Taraf Devletler Meclisi'nin şimdiki ve eski başkanları, mahkemeyi diplomatik olarak izole etme çabalarının uluslararası hukuk düzenine yönelik güveni aşındırmayı amaçladığını açıkladı. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin ülkeler üzerinde UCM'ye yönelik baskı kurmaya çalıştığı bir dönemde geldi.
İzolasyon Girişimlerinin Arka Planı
UCM'nin yönetim organı Taraf Devletler Meclisi'nin (ASP) şimdiki başkanı ve önceki dönem başkanları, ortak bir açıklama yaparak mahkemeye yönelik sistematik diplomatik izolasyon girişimlerini eleştirdi. Açıklamada, bu tür çabaların sadece UCM'yi değil, aynı zamanda uluslararası hukukun temel ilkelerini ve bu ilkelere duyulan güveni hedef aldığı vurgulandı. UCM, savaş suçları, insanlığa karşı suçlar, soykırım ve saldırı suçları gibi en ağır uluslararası suçları yargılamak üzere kurulmuş kalıcı bir mahkemedir. Mahkeme, 1998'de kabul edilen Roma Statüsü ile kurulmuş ve 2002'de faaliyete geçmiştir. Bugün 120'den fazla ülke Roma Statüsü'ne taraftır.
ABD, UCM'ye taraf olmamakla birlikte, mahkemenin ABD vatandaşlarını veya müttefik ülke vatandaşlarını yargılaması durumunda sert yaptırımlar uygulama tehdidinde bulunmuştu. Trump yönetimi döneminde, UCM yetkililerine yönelik vize kısıtlamaları ve ekonomik yaptırımlar gündeme gelmiş, ancak daha sonra bu adımların bir kısmı geri çekilmişti. Son dönemde ise ABD'nin çeşitli ülkeler nezdinde UCM'ye yönelik baskılarını artırdığı, hatta bazı ülkeleri mahkemeden çekilmeye veya işbirliğini azaltmaya teşvik ettiği öne sürülüyor.
ASP başkanları, açıklamalarında, taraf devletlere UCM'ye verdikleri destekten taviz vermemeleri çağrısında bulundu. Uluslararası hukukun evrensel geçerliliğinin korunmasının, ancak güçlü bir siyasi iradeyle mümkün olabileceği belirtildi. Ayrıca, mahkemenin bağımsızlığının ve tarafsızlığının altı çizildi.
Küresel ve Bölgesel Boyut
UCM'ye yönelik bu izolasyon girişimleri, küresel yönetişim ve çok taraflılık açısından ciddi bir sınav olarak değerlendiriliyor. Mahkeme, özellikle son yıllarda Ukrayna, Filistin, Sudan ve Myanmar gibi ülkelerdeki çatışmalarla ilgili soruşturmalar yürütüyor. Bu soruşturmalar, bazı büyük güçlerin çıkarlarıyla çatıştığı için UCM üzerindeki siyasi baskıları artırıyor. Örneğin, UCM'nin İsrail yetkilileri hakkındaki soruşturması, ABD ve İsrail'in sert tepkisine yol açmış, ABD Kongresi'nde UCM yetkililerine yaptırım uygulanmasını öngören yasa teklifleri gündeme gelmişti.
Taraf Devletler Meclisi başkanlarının açıklaması, uluslararası hukukun siyasallaşması ve araçsallaştırılmasına karşı bir uyarı niteliği taşıyor. Son yıllarda, bazı ülkelerin uluslararası kurumları kendi jeopolitik hedefleri doğrultusunda yönlendirme çabaları, kurumların meşruiyetini ve işlevselliğini zayıflatıyor. UCM gibi yargı organları, güçlü devletlerin baskısına maruz kaldığında, uluslararası adaletin evrenselliği ilkesi zarar görüyor. Bu durum, sadece UCM'nin etkinliğini değil, aynı zamanda uluslararası hukukun üstünlüğüne olan inancı da sarsıyor.
Öte yandan, UCM'nin karşı karşıya olduğu zorluklar, insan hakları savunucuları ve uluslararası hukuk uzmanları tarafından yakından takip ediliyor. Birçok sivil toplum kuruluşu, taraf devletleri UCM'ye sahip çıkmaya ve siyasi baskılara boyun eğmemeye çağırıyor. Ancak, özellikle Afrika ve Asya'daki bazı ülkeler, UCM'nin seçici adalet uyguladığı eleştirisini dile getiriyor ve mahkemeden çekilme eğilimi gösteriyor. Bu tür eğilimler, UCM'nin evrensel yargı yetkisini zayıflatma potansiyeli taşıyor.
UCM'nin geleceği, büyük ölçüde taraf devletlerin iradesine ve uluslararası toplumun çok taraflı kurumlara verdiği desteğe bağlı. Eğer izolasyon çabaları başarılı olursa, uluslararası hukuk düzeni daha da parçalanabilir ve güç siyaseti, hukukun önüne geçebilir. Bu da küresel istikrar ve adalet açısından ciddi sonuçlar doğurabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Roma Statüsü'ne taraf olmamakla birlikte, UCM'nin çalışmalarını ve uluslararası hukukun gelişimini yakından takip ediyor. UCM'ye yönelik izolasyon girişimleri, Türkiye'nin de savunduğu çok taraflılık ilkesine zarar veriyor. Türkiye, uluslararası hukukun üstünlüğü ve adaletin evrenselliği konusunda hassasiyet gösteriyor; özellikle Filistin ve Doğu Akdeniz'deki gelişmeler bağlamında UCM'nin rolü önem taşıyor. ABD'nin UCM üzerindeki baskıları, NATO içindeki dengeyi ve Türkiye'nin Batı ile ilişkilerini dolaylı olarak etkileyebilir. Ayrıca, uluslararası hukuk düzeninin zayıflaması, Türkiye'nin bölgesel güvenlik ve diplomatik açılımlarını olumsuz yönde etkileyebilir. Bu nedenle Türkiye, UCM'nin bağımsızlığını destekleyen ve çok taraflı kurumları güçlendiren bir tutum sergilemeye devam edebilir.